Home / News / YAZARLAR / Fuad Hamidoğlu / Suriye’deki İslami Ayaklanma ve Batı’nın kirli planları
islam devleti default

Suriye’deki İslami Ayaklanma ve Batı’nın kirli planları

بسم الله الرحمن الرحيم Suriye’deki İslami Ayaklanma ve Batı’nın kirli planları Değerli misafirler:             Konuyu üç bölüm olarak aktarmaya çalışacağım. -Birincisi; genel bilgi olarak Suriye’nin eski tarihi, -İkincisi; ayaklanma öncesi Suriye, -Üçüncüsü ise; ayaklanma sonrası Suriye.  

 

Birinci bölüm; Suriye’nin tarihçesi:

 

İslam öncesi Suriye; Kenanlılar, İbraniler, Aramiler, Asurlular, Romalılar ve Bizanslıların egemenliğinde kalmış ve 750 bin sene önce insanın orada yaşadığı bildirilmektedir. İslam aleminde bulunan tağutlar ve diktatörlerden hesap sorulacağı ve İslam topraklarından biri olan Suriye’nin başkenti Şam; 3 Eylül 653’de Hz. Ömer halifeliğinde feth edilmiş, İslam devletine 93 sene başkentlik etmiş ve hilafet yıkılıncaya kadar İslam devletinin en önemli vilayetlerinden biri olarak İslam tarihinde yer almıştır. Hilafet yıkılıp İslam alemi dağılınca diğer İslami beldeler de olduğu gibi Suriye de, kafirlerin İslam ümmetini böl-parçala-yut üçgeninden nasibini almıştır. Suriye, Şam’ın mübarek bölgesi ve İslam aleminin kalbidir. Zira Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ

Bir gece, kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.” (İsra 1)

Ayrıca Şam bölgesi Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Filistin ile birlikte Ürdün, Suriye, Lübnan, Türkiye‘nin Harran ovalığı ve Irak’ın batı ve kuzey batısını kapsamaktadır. Ak denizin doğu kıyıları da Şam bölgesine dahildir. Emevi zamanında Kufa valisi Haccac Şam halkını şöyle anlatıyor: ‘Onların sabrı sakın seni aldatmasın ve güçlerini de küçümseme. Çünkü onlar birine yardım etmek istedikleri zaman başına taç koyuncaya kadar peşini bırakmazlar, birine karşı ayaklandıkları zaman da başını koparıncaya kadar peşini bırakmazlar. Onlardan yardım isteyin, çünkü onlar yeryüzünün en iyi askerleri. Üç hususta da onlardan sakın; onların kadınlarından sakın ve onlara kötülükle yaklaşma, yoksa aslanlar gibi seni parçalarlar. Topraklarından da sakın, yoksa dağların kayaları dahi sana karşı savaşırlar. Ve onların dinlerinden sakın, yoksa senin dünyanı yakarlar.’

 

İkinci bölüm; İslami ayaklanmaya kadar Suriye:

 

Suriye’de Baas Partisi’nin 8 Mart 1963’de yapılan askeri ihtilal ile yönetimi ele geçirmesiyle birlikte Suriye halkı üzerinde ağır bir zulüm ve baskı dönemi başlamıştır. O günün siyasi şartları ve Suriye’deki dış güçler arasında bulunan çıkar ayrılığı nedeniyle Hafız Esed kendi mensup olduğu Baas Partisi‘ne bazı komutanların yardımıyla iç darbe yaparak 16 Kasım 1970’de bizzat yönetimi ele geçirdi. Onun döneminde çok sayıda Müslüman zindanlara doldurularak her türlü işkenceye maruz bırakıldı. Hafız Esed’in gerçekleştirdiği en büyük katliam ise Hama katliamıdır. Esed’in kardeşi ve zamanın Genelkurmay Başkanı Rifat Esed, Şubat 1982’de Hama şehrine havadan ve karadan saldırı düzenledi ve büyük bir katliam gerçekleştirdi. Birkaç gün devam eden Hama katliamında binlerce Müslüman şehit düştü ve şehir adeta yerle bir oldu.

 

Hafız Esed’in Suriye’de kurduğu rejim dikte ve istihbarata dayalı olduğu için Suriye büyük bir zindana dönüştü. Bu yönetim anlayışı öyle katı idi ki tıpkı Irak’ta ve birçok İslam memleketlerinde olduğu gibi kendisinden en ufak bir şüphe duyduğu kimseyi hemen ortadan kaldırıyordu. Hafız Esed’in siyasi tarihi tamamıyla ihanetlerle dolu olup İslam ümmetinin baş düşmanı olan (sözde devlet/işgalci varlık) İsrail (!) ve Batı’ya karşı ucuz kahramanlık yaparak hem ümmeti aldatmış hem de kafirlerle içinde bulunduğu işbirliği kamufle etmiştir. Bu ucuz kahramanlığın en açık örneği; 1967 senesinde yapay olarak yapılan (İsrail!)-Arap savaşı esnasında kendisi savunma bakanı iken yaptığı hainliktir. Kendisine verilen komut doğrultusunda Suriye ordusu Telaviv’e doğru ilerlerken ani bir karar alarak ateşkes ilan etti. Üstelik Suriye ordusunun derhal çekilmesini kendisi televizyondan duyurdu. Gelen emirlere uymak için çekilmeye başlayan Suriye ordusu bu sefer (İsrail!) uçakları tarafından yerle bir edildi. Kurtulanlar ise Suriye topraklarına girdiklerinde Hafız Esed’in özel timleri tarafından kurşuna dizildiler ve savaş tam bir zafer havasında iken büyük bir hezimete dönüştü. Bu ucuz kahramanlık Suriye halkının hafızasında çok derin bir iz bıraktı. 10 Haziran 2000 yılında Hafız Esed’in ölmesi ile birlikte yerine oğlu Beşşar Esed geçti. Beşşar Esed de aynen babasının yolunu takip etti. Gerek Batı ile olan ilişkiler hususunda olsun, gerekse Müslümanlara yönelik baskı ve şiddet yönünden olsun babasını aratmamıştır. Golan Tepelerindeki işgalci (İsrail!)’e Telaviv’den daha fazla güvenlik sağlamıştır. Bu despot rejim Suriye’de 15 Mart 2011’de İslami ayaklanma oluncaya kadar devam etmiş, hala da devam etmektedir.

 

Üçüncü bölüm; Suriye’nin ayaklandıktan şu ana kadar olan durumu ve Esad sonrası:

 

Genel olarak İslam alemi özel olarak da Arap dünyasında meydana gelen ‘Arap Baharı‘ Tunus’ta ilk kıvılcımın çakılması ile birlikte korku duvarları yıkılmış ve domino taşları gibi Arap dünyasında yıllardır saltanat sürdüren despot rejimlerin bazısı sırasıyla tek tek yıkılmaya başlamıştır. Batı’nın müdahalesiyle diğer bölgelerde estetik değişim sağlanırken, değişim rüzgarlarının Suriye’ye sıçramasını asla istemeyen Batı ve bölge devletlerini bir telaş almıştır. Özellikle Suriye’deki ayaklanma dış güçlerden destek almaksızın halkın İslami duygularıyla ve ‘Köklü bir Değişim’ hedefiyle yola çıkmıştır. Suriye‘de meydana gelen ve iki seneye yakın devam eden Suriye ayaklanmasını ilgili gelişmeleri tarayarak şöyle değerlendirmek mümkündür:

 

2011 yılının Mart ayında 16 yaşındaki çocukların duvarlara “Halk, rejimi devirmek istiyor” diye yazmaları ile birlikte bu çocuklar gözaltına alınıp tırnakları çekilerek işkence edilmiştir. Bu olay ve Beşşar’ın ordusunun halkın masum gösteriler düzenlemesine ateş açması neticesinde Der‘a, Hums, Hama ve İdlip’de peş peşe bu gösteriler dalga gibi yayılmaya başladı. Ayaklanmanın başlarında Beşşar’ın gitmesini istemeyen Batı, Türkiye üzerinden kendisine reform yap mesajlar gönderiyordu. Nitekim Beşşar Esed’in katıldığı ve İstanbul’da Mart 2011 tarihinde “değişim liderleri zirvesi” adlı konferans düzenlenmişti.

 

Beşşar Esed’in dışında Türkiye’nin desteğiyle Batı’nın alternatif olarak düşündüğü Suriye Ulusal Konseyi kuruldu. Halk İslam derken konseyin demokrasi demesi ve dış güdümlü olmasından dolayı Suriye Müslümanları tarafından kabul görmedi. Bu Konseyin uluslararası alanda meşruiyet kazanması için art arda “Suriye Dostları Toplantıları” düzenleniyordu fakat tutmadı.

 

Bunun üzerine Suriye ordusundan ayrılmalar başladı ve albay Hüseyin Harmuş ordudan ayrılarak Özgür Suriye Ordusu’nu kurduğunu açıkladı. Fakat Harmuş daha sonra MİT tarafından Baas istihbaratına teslim edildi.

 

Yaşanan gelişmelere bakıldığında Batı ve bölge devletleri, Suriye’deki katliamı durdurmakistiyormuş fakat gerçekte Esad’ın ömrünü uzatmak için sürekli süreci uzatıyor ve dünya kamuoyunu oyalıyordu. Davutoğlu, 9 ay boyunca Beşşar ile görüştüğünü ve tüm katliamlarına rağmen yapacağı bazı reformlar ile kendisinin yönetimde kalabileceğini belirtiyordu. Böylece anlıyoruz ki Batı, ayaklanmayı bastırması ve halkı korkutması için Beşşar’ın kan dökmesine göz yumuyordu.

 

Arap Birliği toplantıları yapıldı ve denetleyici heyetler gönderildi, ardından Bosna katliamın baş sorumlularından biri olan Kofi Annan’ın BM Suriye Özel Temsilcisi olarak atandı. Bütün bunlardan amaç zaman kazanıp dünyayı oyalamaktı fakat tutmadı.

 

Suriye’nin kuzeyindeki kentlerde Baas Partisi’nin binaları tahrip edildiği ve PKK bayraklarının asıldığı ve Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetiminin bu gelişmelerde aktif rol aldığı suni haberler kasıtlı olarak yayıldı. Bu haberler saptırıcı olmakla birlikte Suriye’nin kuzeyinde böyle bir tehlike varmış gibi gösterip Türkiye’nin istenmeyen bir boşluk oluşması halinde müdahale etmesi içindir.

 

Keşif uçuşuna çıktığı söylenen bir Türk jetinin, Suriye rejimi tarafından düşürülmesi ve bunun için Türkiye’nin uluslararası alanda bunu Baas rejimine karşı kullanma meselesi gelişti. Uluslararası alanda bir şey çıkmayınca bu defa her zaman olduğu gibi hep gürleyen ama hiç yağmayan Erdoğan, yeni angajman kurallarını açıkladı.

 

Bu arada Beşşar’ın askeri, güvenlik ve siyasi olarak başarısız olması nedeni ile aynı zamanda mücadele eden ayaklanmacıların gün be gün güç kazanmaları Batı ve bölge ülkeleri tedirgin etti. Zira 7 Ağustos 2011‘de İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi Ankara’ya gelirken, İran Dini Lideri Ayetullah Hameney’in Özel Temsilcisi Said Celili de Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüştü. Ardından Amerikan Dışişleri Bakanı İstanbul’a gelip Devletin zirvesi ile bir araya gelerek Suriye dosyasını masaya yatırdı. Tekrar aynı oyun oynanarak bu sefer BM Suriye Özel Temsilcisi olarak Cezayir katliamından sorumlu olan Brahimi atandı. Bu da hem Esad’ın yeni katliamlar işlemesini sağladı hem de dünya kamuoyunu oyaladı.

 

Clinton’un bir Türkiye ziyareti ile Suriye’de işlerin ABD’nin istediği şekilde gitmediğini çok net bir şekilde dile getirdi. Ziyaret esnasında kamuoyuna açıklanan “Operasyonel Mekanizma” adlı bir kriz masası oluşturuldu. Beşşar’ın ömrü her geçen gün tükenmekte olduğunu gören ABD, Beşşar sonrası bir boşluk oluşmaması için daha derin ve yoğun çalışma yaparak ayaklanmanın yönünü saptırarak nasıl durdururuz hesabını yapıyordu. Çünkü Batı çok iyi biliyor ki bölge ülkelerin yardımı olmadan çizdiği planın başarılı olması imkansızdır. Bu plan ise iki ana husus içermektedir:

 

Birincisi; Dışarıda muhalefet olarak kurduğu koalisyon ile birlikte Baas rejiminden öne çıkan isimlerin yeni Suriye yönetiminde yer almasını sağlamaktır.

 

İkincisi ise; ‘İslam devleti‘ fikrini zihinlerde silmek için Türkiye gibi ılımlı laik modelli bir anayasa çalışmasını sunmaktır. Nitekim Davutoğlu yaptığı bir açıklamada; “Sürecin uzaması radikallerin güçlenmesine sebebiyet veriyor” ifadesi geçiyordu. Anlaşılıyor ki Suriye meselesinde Batı ve bölge devletlerinin ortak kaygısı teröristlerin güçlenmesiymiş. CIA Başkanı’nın gizli Türkiye ziyareti ve ABD Genel Kurmay Başkanı Türkiye ziyareti gibi Batı’dan gelen ziyaretçilerin hepsinin ortak derdi Suriye‘deki İslami ayaklanma olmuştur.

 

Batı’nın geliştirdiği son senaryo ise; Suriye muhalif ve devrimci güçler ulusal koalisyonu 11 Kasım 2012 tarihinde ABD’nin güdümünde ve Katar’ın başkenti Doha’da yapılan Suriye için adlı toplantı sonucu ortaya çıkmış ve Batı tarafından kurulmuş bir teşkilattır. Bu koalisyonun fikir babası Amerikan Suriye elçisi ‘Robert Ford’ olup başına da eski Emevi camii imamı ve emekli Şeyh A. Muath El-Hatip getirildi ve Suriye halkına danışılmadan dayatılarak Batılı devletler tarafından ‘Suriye halkının tek yasal temsilcisi!’ olarak tanınmıştır. Çok geçmeden Müslüman Suriye halkı Batı’ya bağlı bu koalisyonu şiddetle reddettiğini meydanlarda haykırdı.

Güya ayaklanan Suriye halkından yana olduğunu söyleyen Erdoğan 28.12.2012‘de katıldığı bir programda şunu söyledi: “…yeni bir hükümetin kurulabilmesi için bir geçiş döneminin aktörlerinin hazırlanması lazım. İşte bu koalisyon onun için var.” Aslında Erdoğan bu sözü ile Suriye halkının yanında değil, Batılı devletlerin kirli planlarının yanında olduğunu açıkça göstermiştir. Bu tür kirli çabalar Suriye‘deki İslami ayaklanmanın yönünü değiştirmek içindir. Yine kendisine ‘Arap sokağı ayaklandı ama Türkiye sakin. Bizi, diğerlerinden ayıran ne?’ sorulduğunda; ‘Bizim verdiğimiz mesajlar var. Toplum bu mesajlara bakıyor. Sizin mesajınız yoksa ne oluyor? O zaman halk sokağa dökülüyor. Son 10 senede aşırılıklar törpülendi. Bir anlamda paratoner gibi olduk, gaz aldık‘ cevabını verdi. Bunlar Erdoğan’ın ne kadar büyük ihanet içinde olduğunu gösteriyor. (Kaynak: http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/09/17/bizde-film-isyani-yok-cunku-paratoner-olduk)

“Sonsuza kadar liderimiz Hz. Muhammed’dir” ve “Allah’tan başkasına asla eğilmeyiz” gibi attıkları imanî sloganlar, ordudan ayrılanların oluşturduğu birliklere “İslam Sancağı” ve “Hilafet Yardımcıları” gibi mübarek isimler vermeleri, gösterilerin Cuma günlerinde veya diğer günlerde camilerden hareket etmeleri, alimlerin buna katılması, halkın öldürmelere rağmen geri adım atmadan devam etmeleri, yine meydanları tevhid bayrağıyla doldurmaları… İşte bunların hepsi ayaklanmanın hem İslamî hem de bilinçli olduğunun birer göstergesidir. Suriye’deki gösterilerde açılan bir pankartta şöyle yazıyordu: “İyi ki ayaklanmamız erken sonuçlanmadı şimdi dostumuzu ve düşmanımızı çok daha iyi görüyoruz”. Bu arada Türk medyası Suriye’deki İslami ayaklanmayı kendi halkına iç savaş ve Batı’nın bir oyunu olarak gösteriyordu!

 

Suriye’deki Baas rejiminin devrilmesi ve yerine Batı’dan bağımsız İslam devletinin kurulmasında bütün İslam alemi için uygulanmak üzere ihlaslı ve daha önce uzman Müslüman siyasetçi ve alimler tarafından hazırlanmış İslam anayasası mücadele eden birçok birlik tarafından ‘Yol Haritası’ olarak kabul edildiğine dair Suriye genelinde ‘Hilafet Misakı’ imzalanmıştır. Çünkü Suriye’deki İslami ayaklanmayı gerçekleştiren halk, Tunus ve Mısır’da olduğu gibi estetik bir değişim değil köklü bir değişim istemektedir. Bunu da Batı ve onların yerli işbirlikçilerinin önerdikleri her türlü zehirli proje ve planları tamamıyla red etmekle ispatlamıştır. Ayrıca Suriye’deki İslami ayaklanma İslam ümmeti olarak bize; Batı ve başımızdaki bütün yöneticilerin pazarladıkları kapitalizm, demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi fikirlerin ne kadar bozuk ve boş sözler olduğunu göstermiştir.

Sonuç: Suriye’deki İslami ayaklanmayı iki ana maddede toplayabiliriz:

1- Suriyeli Müslümanlar Suriye rejimini kökünden söküp yerine bağımsız İslam devleti tesis etmek istemektedir.

2- Bu iki işi birden gerçekleştirebilmesi ve ayaklanmanın İslami olarak tertemiz olarak kalabilmesi için Suriyeli Müslümanlar; Batı’dan gelen veya bölge yöneticilerinin seslendirdiği maddî-manevî bütün çözüm tekliflerini siyasi bir basiretle reddetmektedir. Zira Batı; yerli yöneticiler aracılığıyla dışı ilaç fakat içi zehir içeren çözümler sunarak Suriye’deki İslami ayaklanmayı söndürmek amacıyla İslami kimliğinden uzaklaştırıp kendi çıkarlarını korumak için gayrı İslami olan demokrat ve laik bir sürece sürüklemek istemektedir. Suriyeli Müslümanlar ise bütün bu oyunların farkında ve şu ana kadar hepsini bozduğu gibi bu tür kafir kaynaklı çözümlerin tuzağına düşmeyecek kadar bilinçli olup;

لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِSizin dininiz size, benim dinim bana.’ (Kafirun 6) ayeti gereğince Batı’ya ve bütün bölge yöneticilerine; ‘sizin demokrasiniz ve sizin laikliğiniz size, benim İslam’ım da banadır’ diye haykırmaktadır.

Değerli misafirler:

Suriye’deki İslami ayaklanmanın bu şekliyle artık sadece Suriyeli Müslümanların ayaklanması ve Suriyeli Müslümanların meselesi değil, aksine o İslam ümmeti ve bütün dünya Müslümanlarının ayaklanması, kıyamı ve devrimi haline gelmiştir.

Rabbim Suriyeli Müslümanların imanlarına iman, basiretlerine basiret ve bilinçlerine bilinç katsın. Kafirlerin ve bölge yöneticilerinin kirli tuzaklarına düşmemesi için onların ayaklarını sabit kılsın ve onların kanlarını, canlarını ve namuslarını kafirlerin tuzaklarından korusun. (Amin.)

Allah-u Teala ne güzel buyurmuştur:

هُوَ الَّذِي أَنزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَّعَ إِيمَانِهِمْ وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

 “İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye mü’minlerin kalplerine güven indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır.” (Fetih 4)

————————–

Fuad Hamidoğlu

18 Rabi-ul Evvel 1434 H, 30 Ocak 2013 M Çarşamba

Not: Bu yazı; ‘Suriye’deki İslami Ayaklanmaya Daha Ne Kadar Sessiz Kalacaksınız?’ isimli panelde bir konuşma olarak sunulmuştur.

Ayrıca...

cameronun-sok-teorisi

Cameron’un Şok Teorisi!

بسم الله الرحمن الرحيم Fikir; insanın hem dostudur hem de aynı zamanda düşmanıdır. Belki bunu …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir