Home / News / YAZILAR / Kavram / Kelimeler ve Mefhumlar -3
islam devleti default

Kelimeler ve Mefhumlar -3


HADARET-MEDENİYET

Hadaret ve medeniyet arasında fark vardır. Hadaret, hayat hakkındaki mefhumların yekünüdür; medeniyet ise, hayat işlerinde kullanılan mahsus şeylerin maddi şekilleridir. Hadaret hayat görüşüne göre özel, halbuki medeniyet özel ve genel olur. Hadaratten doğan medeni şekiller heykeller gibi özel olurlar. İlimden, onun inkişafından, sanattan ve onun yükselişinden doğan medeni şekiller de genel olur. Bunlar milletlerden birine has değil, sanat ve ilim gibi alemşumüldür. Hadaretten doğan medeni şekiller ile ilim ve sanattan doğanların arasını ayırmak icap ettiği gibi, hadaret ile medeniyet arasında da bu ayırmayı daima göz önünde tutmak gerekir. Bu, medeniyeti alırken, kendi şekilleri arasındaki ayırma ile medeniyet ve hadaret arasındaki ayırmayı mülahaza içindir. İlim ve sanattan doğan garp medeniyetini almakta bir mahzur yoktur. Fakat, garp hadaretinden doğan medeniyeti almak hiçbir surette caiz değildir. Çünkü garp hadaretinin üzerine oturduğu esas, dünya hayatının tasviri ve insan saadeti gibi türlü anlamlarda, İslâm hadaretı ile taban tabana zıttır.

Garp hadareti, dini, dünyadan ayırmak, dinin dünyada rolü olduğunu inkâr etmek esası üzerine oturmuştur. Bundan da, dini devletten ayırmak fikri doğmuştur. Çünkü bu düşünce, dini dünyadan ayıran ve dinin dünyada rolünü inkâr eden kimsenin düşüncesine göre tabiidir. Garbın hayatı ve hayat nizamı bu esas üzerine kaimdir.

Hayatı tasvire gelince: bu menfaatçılıktır. Çünkü menfaatçılık amelin ölçüsü sayılır. Bunun içindir ki, nizam ve hadaret in dayandığı esas o menfaatçiliktir; ve bundan dolayı hadaret ve nizamın en bariz mefhumu menfaatçılık olmuştur. Çünkü, o hayatın menfaat olduğunu tasvir etmektedir. Bundan dolayı garba göre, saadet; vücudun lezzetine ait en büyük payı insana vermek ve bu lezzetin sebeplerini ona hazırlamaktadır. Bunun içindir ki, garp hadaretı sırf menfaatçi bir hadaret tir. Menfaatten başka hiç bir şeye kıymet vermez, sadece menfaatçiliği tanır ve ancak onu amellere ölçü kabul eder. Ona göre de ruhani cihet ferdidir; cemaatın onunla ilgisi yoktur. O, kiliseye ve kilise adamlarına hasredilmiştir. Bunun içindir ki, garp hadaret inde ahlakı, ruhani yahut insani kıymetler bulunmaz; yalnız maddi ve menfaatçi kıymetler vardır.

Bu esasa göre, insani işler Kızılhaç ve müjde gönderme müesseseleri gibi devletten ayrı kurumlara tevdi edilmiş ve kazançtan ibaret olan maddi kıymetten gayri bütün kıymetler hayattan ayrılmıştır. Böylece garp hadareti, hayat hakkındaki bu mefhumların toplamı olmuştur.

İslâm hadareti ne gelince: Bu hadaret, garp hadareti temelinden başka bir temel üzerine oturmuştur. Onun hayat tasviri, garp hadaretinin hayat tasvirinden başkadır. Ondaki saadet mefhumu da, garp hadaret indeki saadet mefhumundan tamamen ayrıdır. İslâm hadareti; Allah’a iman esasına dayanır ki; o Allah kainat, insan ve hayat için icap ettiği şekilde insanların takip edeceği bir nizam koymuş ve Muhammed (s.a.v.) efendimizi İslâm dini ile göndermiştir. Sözün kısası İslâm hadareti, İslâm akidesi üzerine kuruludur. Bu da Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kaderin, hayır ve şerrin Allah’u Tealâ’dan olduğuna iman etmektir. O halde İslâm akidesi İslâm hadaretinin esasıdır. Böylece bu hadaret ruhi bir esasa dayanmaktadır.

İslâm hadaret indeki hayat tasvirine gelince: O, İslâm akidesinden doğan hayatın ve insanın hayattaki amellerinin üzerine kaim olduğu İslâm felsefesine tezahür eder. Maddenin ruhla karıştırılmasından, yani fiillerinin Allah’ın emir ve nehiylerine uydurulmasından ibaret olan bu felsefe hayat tasvirinin temelidir. İnsanın amelleri maddedir. Ameli işlemeye kalktığı zaman, bu amelin helal veya haram olması bakımından Allah ile münasebetini anlaması da ruhtur. Böylece, maddeyi ruhla karıştırmak temin edilmiş olur.

Binaenaleyh, bir Müslüman’ın işlerinin yürütücüsü Allah’ın emir ve nehiyleridir. Amelleri Allah’ın emir ve nehiylerine göre yürütmekten gaye de mutlak surette menfaatçilik değil, Allah’u Tealânın rızasıdır. Fakat bizzat ameli yapmaktan maksat, ameli yapmaya kalktığı zaman riayet edilecek kıymettir. Bu kıymet, amellerine göre değişir. Kazanç kastıyla ticaret eden bir kimsede olduğu gibi, kıymet bazen maddi olur. Çünkü onun ticareti maddi bir ameldir. Onu burada yürüten şey Allah’ın rızasını hedef tutarak, emir ve nehiylerine göre Allah ile olan alakasını idrak etmesidir. Fakat bu işi yapmakla gerçekleştirmek istediği kıymet, kazançtır ki, o da maddi bir kıymettir. Bazen kıymet ruhî olur; namaz, zekat, oruç ve hac gibi. Bazen de, ahlakî olur; doğru söylemek, emanet ve vefakârlık gibi. Bazen insanî olur; boğulanı kurtarmak, aman diyene yardım gibi. İnsan bir işi yaparken bu kıymetlerin tahakkukunu göz önünde bulundurur. Şu kadar ki, amelleri yürüten bunlar değil, insanın hedef tuttuğu ideal da, bunlar değildir. Ancak amellerden elde edilen kıymetlerdir; ve amel nevînin değişmesiyle onlar da değişir.

İslâm hadaret indeki saadete gelince: O, Allah’ın rızasına nail olmaktır. İnsanın açlıklarını doyurmak değildir, çünkü bütün içgüdüler ve uzvi ihtiyaçları doyurmak, insanın kendi yaşamasını temin etmek için birer vesilelerdir. Fakat bunun vücuduyla saadetin meydana gelmesi lazım gelmez.

İşte hayatın tasviri ve tasvirinin temeli budur. Bu da İslâm hadaretinin esasıdır. Bu hadaret elbette ki garp hadaretinden tamamen ayrıdır. Bundan doğan medeni şekiller de, garp hadaretinden doğan medeni şekillere zıttır. Mesela: resim medeni bir şekildir. Garp hadareti, bütün güzellikleri ve çekicilikleri meydanda olan çıplak bir kadın resmini, medeni bir şekil addeder. Bu medeni şekil onun kadın hakkındaki mefhumlarına uygundur. Eğer fennin bütün şartlarını kendinde toplamışsa, garplı ona medeni bir şekle kıymet verdiği gibi , fennî bir parça olarak itibar eder. Fakat bu şekil İslâm hadaretine ve onun (kadın, korunması gereken bir ırzdır) şeklindeki mefhumlarına aykırı düşer. Bundan dolayı bu resim men edilir. Çünkü insanın cinsî arzularının uyanmasına ve ahlakının bozulmasına sebep olur. Buna şöyle bir misal de verilebilir: bir Müslüman medeni bir şekil olan bir ev yapmak isterse, kadının orada açık saçık bulunacağı bir halde evin dışındakilere görünmesini nazarı itibara alır ve etrafına duvar çeker. Garplı böyle değildir; o hadareti gereği buna riayet etmez. Heykeller ve emsâli Garp hadaretinden doğan medeni şekillerin hepsi böyledir. Elbiseler ise, eğer kâfir olmaları bakımından, kâfirlere mahsus ise Müslüman’ın onu giymesi caiz olmaz. Çünkü bu elbiseler özel bir görüş taşımaktadır. Böyle olmayıp, yani mahsus elbiseler küfürleri bakımından alınmış değiller de bir ihtiyaç veya ziynet için alınmışlarsa, o zaman bu elbiseler umuma şâmil medeni şekillerden sayılır ve kullanılması câiz olur.

İlim ve sanattan meydana gelen şekillere (laboratuar malzemesi, tıbbî ve sınaî aletler, mefruşat, halı ve emsali) gelince: bunlar cihanşumül medeni şekillerdendir. Alınmalarında hiç bir mahzur yoktur. Çünkü bunlar hadaretten doğmamışlardır ve hadaretle ilgileri de yoktur.

Bu gün dünyaya tahakküm eden Garp hadaratına bir göz atacak olursak görürüz ki, bu hadaret insanlığa huzur sağlayamamıştır. Hatta o -bunun aksine- dünyanın dikenlerinde kıvrandığı ve ateşinde yandığı mevcut huzursuzluğa sebep olmuştur. Bir hadaret ki, insan fıtratına aykırı olarak dini hayattan ayırmayı temel gaye sayıyor. Toplumsal hayatta ruhî cephe için ona layık olduğu kıymeti vermiyor. Hayatın menfaatten ibaret olduğunu tasvir ediyor. Hayatta, insanla insan arasında menfaat, bağ yapıyor; bu hadaret ancak daimi huzursuzluk ve ızdırap doğurur. Menfaat temel olmakta devam ettikçe onun hakkında çekişme tabiidir. Onun yolunda savaş tabiidir. İnsanlar arasında bağlantı kurmak için kuvvete dayanmak da tabiidir. Bundan dolayı bu hadaret in sahiplerinin indinde sömürgecilik tabii olur; ahlâk sarsılmış olur. Çünkü yalnız menfaat hayatın temeli olacaktır. Bunun için hayattan ruhî kıymetler sürüldüğü gibi, güzel huyların da kovulması ve hayatın yarış, savaş, düşmanlık ve sömürgecilik temeli üzerine kaim olması tabiidir. Bugün dünyada mevcut olan insan ruhundaki ruhî krizler, daimi ızdıraplar ve yaygın kötülükler bu garp hadaretinin sonuçlarına en güzel delildir. Çünkü aleme hükmeden ancak o hadarettir ve insanlığa çok tehlikeli olan bu sonuçların doğmasına sebep olan da odur.

Miladî altıncı asırdan Miladî on sekizinci asrın sonlarına kadar dünyada hükümran olan İslâm hadaretine göz atmakla da görürüz ki, o hadaret asla sömürgeci olmamıştır, sömürmek onun tabiatında yoktur. Çünkü o, Müslümanlarla gayri Müslimler arasında bir kanuni fark gözetmemiştir. Binaenaleyh, adalet ve huzuru hükmettiği bütün milletlere, hükümran olduğu müddetçe, sağlamıştır. Çünkü o, kıymetlerin hepsini (maddî, ruhî, ahlakî ve insani) gerçekleştiren, hayatta bütün kıymeti, akideye veren, hayatı Allah’ın emir ve nehiyleriyle yürütülür diye düşünen ve saadet anlamını Allah’ın rızası addeden bir hadaret tir. Bu hadaret önceden hakim olduğu gibi, tekrar hakim olduğu zaman dünyanın buhranlarını gidermeyi ve bütün insanlığa refah ve saadet sağlamayı tekeffül edecektir.

 

Kaynak: Raşidi Hilafet Dergisi, Sayı 5

Ayrıca...

islam devleti default

Siyasi Fikirler – Giriş

Abdulkadim Zellum, Siyasî Fikirler GİRİŞ: Siyaset ümmetin iç ve dış işlerini gütmektir. Bu hem devlet …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir