Home / News / YAZARLAR / Fuad Hamidoğlu / Salih olmak mı daha hayırlı yoksa ıslah etmek mi? – Fuad Hamidoğlu
islam devleti default

Salih olmak mı daha hayırlı yoksa ıslah etmek mi? – Fuad Hamidoğlu

Salih olmak mı daha hayırlı yoksa ıslah etmek mi?

 

‘Salih ve ıslah’ kavramlarını nasıl anlamalıyız?

Kullanımı çok yaygın olmakla beraber İslam literatüründe oldukça önemli yer alan ‘Islah’ kavramı farklı formlar ve şekillerle Kur’an’ı Kerim’in ve Sünnet’in birçok yerlerinde geçmiştir. Meşhur İbni Menzur El-Ensari’nin ‘Lisanül Arap’ kitabında sayfa 294-295 “صَلَحَ” ‘salaha’ bölümünde şöyle diyor: “الصَّلاح: ضد الفساد. والإصلاح: نقيض الإفساد. وأَصْلَح الشئَ بعد فساده: أَقامه. وأَصْلَحَ الدابة: أَحسن إِليها فَصَلَحَتْ.” ‚ıslah olmak bozukluğun tersidir. Islah etmek ise bozgunculuk çıkarmanın tersidir. Bozulduktan sonra bir şeyi ıslah etmek onu düzeltmektir. Bineği düzeltmek –bakımını yapmak- ıslah olması için ona iyilik yapmaktır.‘

Nitekim Kur’an-ı Kerim mana itibarıyla zıt olan ‘Islah’ ve ‘Bozgunculuk’ kavramlarını şöyle kullanmıştır: {وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَةَ اللَّهِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ} mealen; ‘Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere –hem Allah- hem O’nun rahmeti çok yakındır.’ A’raf/56. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ. أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لَا يَشْعُرُونَ mealen; ’Onlara: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’, denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin hissetmiyorlar.’ Bakara/11-12.  وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ. وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ. mealen; ‘İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana –samimi olduğuna- Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, hasımların en yamanıdır. O, dönüp gitti mi –yahut bir iş başına geçti mi- yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.’ Bakara/204-205.

Ayrıca ‘Islah’ kavramı yukarıda belirttiğimiz mana ile Kur’an-ı Kerim’in farklı yerlerinde geçmiştir. Misal olarak; Allah-u Teâlâ Şuayb –عليه السلام- hakkında şöyle buyurmuştur: {قَالَ يَا قَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَرَزَقَنِي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَا أُرِيدُ أَنْ أُخَالِفَكُمْ إِلَى مَا أَنْهَاكُمْ عَنْهُ إِنْ أُرِيدُ إِلَّا الْإِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِي إِلَّا بِاللَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ} mealen; ‘-Şuayb- Dedi ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na dayandım ve yalnız O’na döneceğim.’ Hud/88

Kur’an-ı Kerim ıslah olmak ve ıslah etmek kavramlarını farklı değerlendirir. Islah olan kişi sadece kendisindeki kötülüğü değiştiren kimsedir. Islah eden kişi ise bununla yetinmeyip başkasının kötülüğünü değiştiren kimsedir. Diğer bir ifade ile ıslah olan Müslüman şeri hükümlere uyan kimsedir. Islah eden Müslüman ise, uymak ile birlikte başkasını şeri hükümlere uymaya davet eden/çağıran kimsedir. Biri şeri hükme uyuyor, diğeri ise şeri hükme uymaya çağırıyor. Mesela; beş vakit namazını kılan bir Müslüman salih bir kimsedir. Ama kılmak ile beraber başkasını namaz kılmaya davet eden Müslüman ise ıslah edici bir Müslüman’dır. Yani salih olmak ve İslam’ı yaşamak güzel ve üstün bir meziyet olduğu kadar ıslah etmek ve İslam’ı yaşatmak daha güzeldir. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ mealen; ’İman edip salih amel işleyenleri, muhakkak salihler içine katarız’ Ankebut:9 ve şöyle buyurmuştur: وَالَّذِينَ يُمَسِّكُونَ بِالْكِتَابِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ الْمُصْلِحِينَ mealen; ’Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle ıslah edenlerin ecrini zayi etmeyiz’ Araf:170

Buna göre ıslah olan Müslüman’ın Allah katında büyük bir ecri ve mükâfatı vardır. Ancak ıslah eden Müslüman’ın ise derece bakımından Allah katında daha büyük ecri ve mükâfatı vardır. Sıralama bakımından ise Kur’an’a göre ıslah eden Müslüman önce gelir, yani ıslah eden Müslüman olmadan salih kimselerden bahsetmek yanlış olur. Müslüman’ın salih kişi olması yeterli değildir. Bu gerçeği Kur’an-ı Kerim ve peygamberlerin hayatı ispatlıyor. Çünkü insanların durumu ıslah eden kimselerin varlığıyla olur. Diğer bir deyiş ile ıslah olan kimse ıslah eden kimseye bağlıdır. Yani ıslah eden bir topluluk olmadığı sürece insanlar ıslah olamazlar. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا مُصْلِحُونَ ‘Halkı ıslah eden olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helak etmez’ Hud: 117. Allah-u Teâlâ salihleri övdüğü halde, fakat bu ayette salihlerden değil ıslah edenlerden söz etmiştir. Neticede sayısı ne kadar çok olursa olsun salih kimselerle insanların durumu değişmez. Fakat sayısı az da olsa ıslah eden kimseler ile bu kötü durum değişebilir. Aşağıdaki şu hadis bu gerçeği çok güzel açıklamaktadır: ‘Bir gün Zeyneb bintu cahş Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)’e: (أَنهلك وفينا الصالحون؟) ‘Aramızda salih kimseler olduğu halde yine helak olacak mıyız?’ diye sordu. Dedi ki: ‘Evet, eğer pis ve kötülük çoğalırsa.‘

Diğer taraftan da الفاسد bozuk ile المفسد bozgunculuk çıkaran arasında fark vardır. الفاسد bozuk; haram işleyen kimsedir. المفسد bozgunculuk çıkaran ise; haram işlemekle beraber başkasını onu işlemeye davet eden/çağıran kimsedir. Yani içki içen kişi bozuk ise, onu içmeye ve bu kötülüğü yaymak için davet eden kişi de bozgunculuk çıkaran kişidir. Dolayısıyla kötülüklerin yayılmasını sağlayan aktör bozuk kişi değil, bozgunculuk çıkaran kimsedir. Mesela; Firavn’un sihirbazları Mısır toplumunda bozgunculuk çıkaran bir topluluk idi ve asıl bozgunculuğu yayan onlar idi. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُونِي بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلِيمٍ. فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ. فَلَمَّا أَلْقَوْا قَالَ مُوسَى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُ إِنَّ اللَّهَ سَيُبْطِلُهُ إِنَّ اللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ mealen; ‘Firavun dedi ki: Bilgili bütün sihirbazları bana getirin! Sihirbazlar gelince Musa onlara: Atacağınızı atın, dedi. Onlar (iplerini) atınca, Musa dedi ki: ‘Sizin getirdiğiniz sihirdir. Allah onu boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez/ıslah etmez’’ Yunus: 79-18.

Aynı şekilde Peygamber Salih (عليه السلام) da kavmini kendisine davet ederken şöyle dedi: وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ. الَّذِينَ يُفسِدون في الأرضِ ولايُصلحون mealen; ‘Haddi aşanların emrine uymayın, ki onlar yeryüzünde ıslah etmeye değil bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar.’ Şuara: 151-152. Bu konu hakkında tefsirde güzel bir latife geçer, şöyle ki; neden Salih peygamberin ismi muslih değil? Çünkü kendisi peygamber ve Allah’ın elçisi olduğu için ismi salih ve kavmini salih amellere çağırdığı için kendisi muslih oluyor. Yani o iki güzelliği bir arada toplamıştır.

Şu bir gerçektir ki insanlar ya hayırda yarışırlar ya da şerde. Hayırda yarış yukarıdan aşağıya ‘ıslah edenler ile başlayarak ‘salih olanlara doğru gelişir. Şerde yarış ise ‘bozgunculuk çıkaranlar ile başlayarak ‘fasit olanlara doğru geriler. Yarışın istikametini belirleyen ise her iki grubun yukarıdaki kanaat önderleri, yani ‘ıslah edenler’ ve ‘bozgunculuk çıkaranlardır.

Özetlemek gerekirse ‘ıslah olmak’ karşıtı ‘bozulmak’, ‘ıslah etmek’ ise karşıtı ‘bozgunculuk çıkarmak’ olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda otomatikman salih olanlar ıslah edenlerden etkilenirler. (Bozuk) Fasit olanlar ise (bozgunculuk çıkaranların) ifsat edenlerin etkisi altında kalan kimselerdir. Bu gerçeği gözler önünde sergileyen Kur’an-ı Kerim insanlar arasında frekans benzerliği olunca her zaman ‘tabandaki olanlar tavandaki olanlara tabi olmuşlardır’ diye anlatmıştır: إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا وَرَأَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْأَسْبَابُ. وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا مِنَّا mealen; ‘İşte o zaman kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve –her iki taraf da- azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır. Başkasına uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!’ Bakara/166-167.

Dolayısıyla tarih boyunca ıslah edenler salihlere, bozgunculuk çıkaranlar ise bozuk kimselere öncülük ederek onların hayattaki gidiş istikametini belirlemişlerdir. Çünkü ıslah edenler salih olanların, bozgunculuk çıkaranlar da bozuk olanların kanaat önderleridirler.

Ayrıca ıslah edenler kendileri gibi salih kimseleri üretirken bunun yanında bozgunculuk çıkaranlar rahat durmadığı için, bozuk kişiler üretirken ıslah edenler buna seyirci kalmamalıdırlar. Çünkü hak-batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ mealen; ‘Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve iman edenlerin Rablerinden gelen hakka uymalarından dolayıdır.’ Muhammed/3.

Konu ile alakalı olarak işlenmesi gereken tek bir kavram kaldı ki o da ‘Değişim’ kavramıdır. İslam literatüründe yer alan fakat mana olarak ıslah kelimesine yakın olan ‘Değişim’ kavramının günlük konuşmada her ikisi de eş anlamlı olarak kullanılmaktadırlar. Fakat dünya toplumları nüfus ve yerleşim olarak büyüdükçe, buna oranla da toplumsal ilişkiler genişledikçe her iki konu ile ilgili kullanılan bilgiler ve kavramların manası da daha kapsamlı olarak genişlemiştir. Çünkü bilim ve ilim uzmanları/âlimler ilgili hususu açıklarken belli kavramlar kullanırlar. Kullanılan her kavrama belli bir mana kazandırılır, bu ilim alanı hakkındaki bilgiler çoğaldıkça ve uzmanların ufku genişleyerek daha derin tecrübeler kazandıkça kullanılan kavram ilkel manasında kalmayıp ona daha geniş ufuk ve pencereler açılır. Misal olarak Abdullah bin Abbas’ın bize gelen Kur’an-ı Kerim tefsiri ile Hicri olarak 7. y.y’da ölen Kurtubi tefsiri arasında çok büyük farklılıklar vardır. Aynı şekilde Arapça dil bilgisi hakkında Ebu-l Esved Eddüeli (H.Ö 16- 69H) tarafından kaleme alınan ilk eser ile İbni Cinni’nin (322H-392H) yazdığı eser bir değildir. Her âlim zamanın adamı olarak ilgili ilmi ele alarak eser yazar ve kavramları açıklar. Bu perspektiften bakacak olursak ‘Değişim’ kavramını da bu çerçeve içinde oturtabiliriz. Genelde ‘Değişim’ kavramı günümüzde toplum ve insanların durumu kötü bir düzeyden daha iyi bir düzeye getirmek anlamında kullanılır. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim’de ‘Değişim’ sözlüğü iki yerde geçmiştir; biri Ra’d/11, diğeri de Enfal/53’dedir:

1- لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَالٍ mealen; ’Onun önünde ve arkasında Allah’ın emri ile onu koruyan takipçiler -melekler- vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.’ Ra’d/11.

2- ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ لَمْ يَكُ مُغَيِّرًا نِعْمَةً أَنْعَمَهَا عَلَى قَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَأَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ mealen; ‘Bu da, bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirinceye kadar Allah’ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.’ Enfal/53.

Kurtubi’nin bu iki ayetler hakkında yazdığı tefsir belki iki sayfa geçmez. Belki Kurtubi şimdiki yaşadığımız derin acı ve uzun sancılar yaşasaydı çok farklı analizi ve tefsiri olacaktı ve daha detaylı açıklamalar yapacaktı. Oysa günümüzde çok önem arz eden ve bu iki ayetlerin içinde barındırdığı ‘Değişim’ kavramı üzerinde uzun uzun durulmalı, hakkında kamuoyu oluşturularak ciddi konferanslar ve faydalı programlar düzenlenmeli, aydınlatıcı ve ışık tutucu araştırmalar yapılmalı ve en önemlisi ‘Değişim’ kavramına doğru mana kazandırılarak doğru ‘Değişim’i arzulayan bir nesil yetiştirilmelidir. Çünkü ‘Değişim’in doğru olarak anlaşılmasının ilk adımı toplumda kanaat önderleri öncülük yaparak samimi ve doğru açıklamasıdır. Eğer içinde bulunduğumuz 21. y.y’ın Müslümanları olarak bir takım kavramları doğru bir şekilde anlamazsak, onlar bizi kavurup küle çevirecektir. Yukarıda geçen her iki ayette bulunan ‘Değişim’ kelimesi; bir toplum halini değiştirmek için gerçek değişimi içinden samimi olarak geçirip harekete geçmediği sürece Allah ona layık olduğu ‘Değişim’i nasip etmez, başarılı kılmaz manasını taşımaktadır. Dolayısıyla fikri olarak ‘Değişim’ kavramı ‘Islah’ kavramı ile kesiştiği gibi daha kapsamlı ve temelsel kullanıma sahiptir.

 

Fuad Hamidoğlu

21.04.2016

Ayrıca...

‘Halep düştü ama Suriye Kıyamı henüz imtihan ırmağını geçmedi’ / Fuad Hamidoğlu

Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: يقول الحق تبارك وتعالى: {لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir