Home / News / YAZARLAR / Tahir Şanlı / Bu mu devlet?! Bu mu siyaset?!. Ümmet mutlaka bir gün bu idarecilerle yüzleşecek!… / Tahir Şanlı

Bu mu devlet?! Bu mu siyaset?!. Ümmet mutlaka bir gün bu idarecilerle yüzleşecek!… / Tahir Şanlı

“Türkiyeasli göreviniyine yapmıştır.” diyor Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül. (14/12/2016) ne yaptığını da şöyle izah ediyor aynı makalesinde: 

“Türkiye dün gün boyu dünyayı harekete geçirmeye,Halep’te sıkışanlar için bir nefes aralığı oluşturmaya,sivillerin tahliyesi için koridoraçmaya çalıştı. Hemen bütün ülkelerle görüştü, harekete geçirdi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya lideri Putin’le üç kez konuştu. Ve akşam saatlerindetahliyeiçinateşkesevarıldığı duyuruldu. Bu sevindirici haber çok daha büyük vahşetin önüne geçilmesi umudumuzu artırdı. Bu yönde çaba harcayanlaraminnet duyuyoruz.”

Demek ki; bakışlar değişmedikçe ne siyasetçiler (!) değişiyor ne de kalem tutan eller. Ve ne de dillerinden düşen cümleler… Siyasetçiler (!), devlet ağzıyla konuşan imamlar, kalem tutan eller yamulmuş bir kere…

Türkiye devleti “insanlık çağrı merkezi” mi, “yardım kuruluşu” mu… nedir?

Devletin ne demek olduğunu göremeyen Halep’i nasıl görecek!

“Devlet insanlardan bir topluluğun kabul ettiği mefhumları, ölçüleri ve kanaatleri muayyen bir toprak parçası üzerinde infaz eden varlıktır.” Başka tarifte;

“…Devlet, İslam hükümlerini tatbik etmek için icracı siyasi varlıktır…”  Bunlara ek olarak “siyasi”, “otoriter varlıktır” da denilmektedir. (bkz. Siyaseti anlamak s.26 M. Aydoğan.)

Sormak lazım; İran devlet mi? Rusya devlet mi? Amerika devlet mi? Elbette devlet diyeceksiniz… Çünkü bizim tasvip etmediğimiz, doğru görmediğim onların doğru buldukları mefhumları, ölçüleri ve kanaatleri var. Bu minvalde orduları ile sahadalar.

Yine sormak lazım; söyler misiniz; sömürge mefhumu üzerinde birleşen, ortak menfaatte buluşan, çıkarları için aynı safta yer alan, gözlerini kan bürümüş İslam ve Müslüman düşmanı bu devletlerin hangi yardım kuruluşu var Halep’te?..

Peki ne işleri var bunların Suriye’de, özelde Halep’te?!..

Onlar kilometrelerce uzaktan orduları ve milisleri ile Halep’in üzerine ordularını seferber etmiş, amaçları için ortak paydada buluşmuş katliam yapıyor. Kimi kinini kusmak için, kimi bölgenin kaynaklarını sömürmek için, kimi Ortadoğu coğrafyasında yer edinebilmek için oradalar.

Sahipsiz bırakılan bu topraklar, sahipsiz bırakılan, her türlü zulmün altında inleyen Müslümanlar karşılarında kendilerine sahip çıkacak bir devlet arıyor.

Oysa bu coğrafyada büyük devlet olduğunu (Türkiye gibi) iddia edenler var! Bundan dolayı soruyoruz; bölgede Türkiye, Ürdün, Suudi Arabistan ne diye var?!.

Eğer Türkiye bölgede kendisinin büyük devlet olduğunu iddia ediyorsa fazla değil 25 km. uzaklıktaki Halep’e ordularını gönderemez mi? Büyük bir devlet (!) olarak göndermekte o kadar mı aciz?!. Ha “biz onu yapamayız” diyorsa; “büyük devletiz, güçlü devletiz, her türlü zorun üstesinden geliriz” diye boş sözler söyleyip durmasın. Devlet olduğunu iddia ediyorsa İHH’nın, Diyanet’in, sivil toplum kuruluşlarının arkasına saklanmasına gerek yok. Çıksın meydana devlet olarak rüştünü ispatlasın. Devlet olarak üzerine düşen görevi yapmayıp acizlenecekse çıksın ümmetin karşısına devlet olmadığını ilan etsin. İndirsin devlet levhasını (buradan Türkiye Cumhuriyeti Devleti levhasını tasvip ettiğimiz anlamı çıkartılmasın, tasvip etmiyoruz.), onun yerine diksin “Türkiye Yardım Kuruluşu” levhasını… Bu daha iyi olmaz mı? İnanın bu şekilde kapısını çalan çok olur!… Bu sözümüz İslam beldesindeki diğer baş belası, karton devletçikler içinde geçerli.

Batının peşine takıldıktan sonra veya batının sömürgesi olduktan sonra İslam beldelerindeki devlet denen uyduruk varlıkların tek görevi sahiplerinin yaptıkları cürümleri meşru göstermek, her türlü maliyeti yüklenmek ve temizlik yapmak, ekonomik medet umdukları işaat şantiyelerinin arkasına saklanmaktır. Katar, Suud yönetimi gibiler Amerika’nın, İngilizlerin, Fransa’nın ve şu an Rusya’nın açıkça maddi destekleyicileridir. ABD yeni başkanı olacak olan Donald Trump Suriye’deki, Iraktaki masrafların faturasını şimdiden körfez ülkelerine kesti bile…

Diğer taraftan Türkiye, Pakistan gibi ülkeler de bu sömürgecilerin karakollara atanmış polis memuru gibi hareket ediyorlar. Bosna batılılar tarafından tarumar edilmiş, yakılmış, yıkılmış bir enkaza dönüştürülmüş, arkasından enkazın temizliği ve onarım işleri Türkiye’ye verilmiştir. Ve şu an Türk ordusu Bosna’da barış gücü misyonunu yürütüyor! Aynı şekilde Sudan, Lübnan, Afganistan’da da Türk askerleri Batının oluşturduğu karakollarda atanmış polis memurluğu yapıyorlar. Görevleri batının çıkarlarını korumaktan başka bir şey değildir. Suriye’de ise bunlara ek olarak ABD’nin diplomatik memurluğu da verilmiştir. Bildiğiniz gibi memurlar müdürlerinden övgü almak, nişan almak için canhıraş çalışırlar. Onlardan gelen bir övgü onları göklere çıkartır. Bunun örneği; Halep’te gerçekleştirilen sinsi diplomatik çalışmalar ve katliamlar neticesi Türkiye’nin ABD’den aldığı övgüdür. “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Halep’te sivillerin tahliyesine dair ABD Başkanı Obama ile görüştü. Ankara, “Obama, ‘Türkiye’nin çabalarını takdirle karşılıyoruz’ dedi” açıklamasını yaparken, Beyaz Saray’ın açıklamasında “Başkan Obama ateşkese aracılık etme gayretleri için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti” ifadelerini kullandı.” (http://www.aljazeera.com.tr/haber/obamadan-turkiyeye-halep-tesekkuru)

Amerika’nın bu övgüsü (!) kaç gündür ne idarecilerin ne de yandaş medya denilen basının dilinden düştü. Tamamen Amerika’nın çıkarlarına hizmet eden. ihanet dolu amelleri ile utanmadan birde gurur duyuyorlar!

Sonra da yaptıkları işe siyaset, diplomasi kılıfını geçiriyorlar. Siyasetin ne demek olduğunu bilmeyen nasıl siyaset edecek ki?!..

ABD’nin gönüllü memurları konumuna düşmüş yöneticiler bu ümmeti nasıl siyaset edecekler?! Memur sadece emir alır ve verilen emirlerin yerine getirilmesi için çalışma yapar. Maaşının hesabını yapan memurlar gibi ekonomik hesaplar peşinde koşan sözde siyasetçiler ve “Ekonomik kalkınma gerçekleşmeden siyasi kalkınma gerçekleşmez” diyen yandaşları emir aldıkları yere ihanet edebilirler mi?!.. Elbette hayır… Bunlar siyasetin “s”sine dahi dikkat kesilmezler. Onların tek dert edindikleri ekonomik çıkarlar peşinde koşmaktır. Böylesi bir zihniyet ne ekonominin üstesinden gelebilir ne de siyasetin!…

Siyaset; “ümmetin dahili ve harici işlerini gütmektir. Bu hem devlet hem ümmet tarafından gerçekleşir. Devlet, bu siyaseti doğrudan ve ameli olarak yürütür. Ümmet ise bu yürütme hakkında devleti muhasebe eder, hesaba çeker.” (Takıyyuddin en- Nebhani Siyasi Fikirler H. 1415/M.1994)

Şunu görüyoruz ki; ümmette çıta yükseldikçe ümmetin başındaki idareciler daha çok korkmaya, alçalmaya, yandaşları ve medyası daha çok çığlıklar atmaya başladılar. Onlar elbette bir gün kendi çığlıklarında boğulacaklar! Çünkü ümmetten bir bölüm (sayıca azda olsa) yukarıda izahatını verdiğimiz siyasetin kendisine düşen muhasebe etme işine yönelmiş vaziyette.

Şu bilinen bir gerçek ki; Hilafet yıkıldıktan sonraki dönemlerde İslam beldelerinde halkın yönetimi muhasebe etmesine müsaade edilmedi. Etmeye kalktıklarında ise en sert bir şekilde cezalandırılırlar. Aynen günümüzde olduğu gibi… Suriye’de, Mısır’da vs. bu cezalandırmanın şiddetini gördük. Türkiye gibi yerlerde ise siyasi, fikri hedef şaşırtmalarla halkın muhasebesi örtülmeye çalışılıyor. (Türkiye Cumhuriyetinin ilk kurulduğu yıllarda yumruk politikası izlenmiştir. Devletin bu yüzü dönem dönem darbelerle veya terör bahane edilerek yine halkın karşısına çıkar.) Bunlar bir nebze, samimi bir şekilde İslam tarihi okusalardı İslam ümmetinin idarecileri nasıl muhasebe ettiklerini ve yöneticilerinde ümmete ne kadar yakın olduklarını göreceklerdi. Buna bir örnek verelim:

Hz. Ömer halife seçildiği zaman Müslümanların karşısına çıkmış ve şöyle demiştir: “Ey insanlar! Ben bir hata yaptığım zaman ne yapacaksınız?” Bunun üzerine, içlerinden biri de kılıcını göstererek şu cevabı verir: “Seni kılıcımızla düzeltiriz.” Bu cevap karşısında Hz. Ömer ellerini açarak şöyle dua eder: “Allah’ım yanıldığımda beni düzeltecek teb’am olduğu için sana şükürler olsun.”

Bu tavır İslam’ın talep ettiği bir tavırdır.

Ümmetin safında yer almayan yöneticiler elbette bu ümmetin nasihatine kulak vermezler. Ayeti kerimede de belirtildiği gibi;

فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِض۪ينَ كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍۜ

“Böyle iken onlara ne oluyor da, aslandan korkup kaçan ürkmüş yaban eşekleri gibi (hala/Kur’an’daki) öğütten yüz çevirip kaçıyorlar?” (Müddesir 49,50,51)

Suriye olayları özelde Halep birçok düğümü çözdü. Yaşanan o ki; Ümmet akidesi ile yüzleşmeye, akidesinden kaynaklanan birçok hususa yeniden dikkat kesildi ve o minvalde idarecilerine Halep’i işaret etti. Oradaki Müslüman kardeşinin yanında olabilmek için idarecilere yüklendi. “Ordular Halep’e” sesleri her yandan nidalandı. Ama Halep’teki o çığlıkları duymayan veya duymak istemeyen o idareciler bir kez daha ümmetin yanında olmadıklarını, Amerika’nın, Rusya’nın, İran’ın yanında olduklarını alenen sergilediler. Ümmete dönmeyen, ümmetin yanında olmayan, ümmetin nasihatlerine kulak vermeyen idarecilerin sonu ne de hazin olmuştur, keşke bunu bir bilseler, bir görselerdi!…

 Oysaki bu günün idarecileri şu üç olayı gören ve şahidlik edenlerdir:

  1. Saddam Hüseyin ümmetin yanında değil karşısında durmuş, yıllarca zulmetmiş, baskı uygulamış, bölgede İngilizlerin işlerini yapmıştır.  Efendilerinin kendisini yok edeceği ortaya çıktığında ise kendisine düşman gördüğü halka dönmüştür. Ama iş işten geçmiş, Irak toprakları Amerikan işgaline sahne olmuştur. Sonuç Saddam Hüseyin yine o çok güvendiği batılı efendileri tarafından rezil bir şekilde öldürülmüştür.
  2. Libya lideri Kaddafi aynı akıbeti yaşamıştır. Daraldığı son dönemlerde “Hilafeti” ilan etmekten bahsetmiş, yıllarca zulmettiği halka dönmüştür. Sonuç; yine iş işten geçmiş, Libya sömürgecilerin işgaline uğramış ve Kaddafi rezil bir şekilde o çok güvendiği efendileri tarafından öldürülmüştür.
  3. 15 Temmuz Darbe girişimi; Türkiye yöneticileri 15 Temmuz’da darbe girişimi yaşamıştır. Günün ülkeyi yöneten idarecileri batının darbe girişimi ile karşı karşıya kaldılar. Yanında yer aldıkları, efendi kabul ettikleri Amerika dahi darbenin bir ucundan tutmuştur. Darbe gecesi ise efendileri tarafından dışlandıklarını anlayan yöneticiler halka koşup, onlardan yardım isteyip minarelerden ezanlar ve salalar okutmuşlardır. Ama ne yazık ki darbe havası geçer geçmez o idareciler yine yüzlerini Amerika’ya, İsrail’e, Rusya’ya dönerek ümmeti unutmuşlardır. Oysa efendi kabul ettikleri Amerika PKK ile Suriye’de (PYD adı altında) kol kola. Hem silah veriyor, hem eğitiyor.  Sonrası malumunuz;  ülkede önü arkası kesilmeyen terör saldırıları… Bunca olanlardan sonra, bu nasıl anlayış ki; olanların hiçbir ehemmiyeti yokmuşçasına Amerika’nın bölgesel politikaların yanında yer alarak Halep’i (iktidarı bırakmak üzere olan efendileri) ABD başkanı Obama’ya hediye etme telaşındalar. Sonra da halkın karşısına geçerek ihaneti kahramanlık olarak ilan ediyorlar. Bu gibilere bakın Allahu Teala nasıl hitap ediyor:

 وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِن يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُّسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa onların sözlerini dinlediğin zaman sanki elbise giydirilmiş (bir yere dayandırılmış) kütük gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır; onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl da Hak’tan döndürülüyorlar? (Münafikun 4)

Halep’teki gelişmeler üzerinden hareketle ümmet yöneticilerine yine seslendi, onlara bu fırsatı değerlendirmeleri için çağrıda bulundu. Halep kol açtı!.. Halep’te öyle onurlu, izzetli, vakarlı duruşlar gördük ki bu cesareti gösteremeyen hain liderler olanları ve onları görmemek, duymamak için kafalarını kuma soktular. İzzetin yerine alçaklığı, Amerikan köleliğini tercih eden başta Türkiye olmak üzere diğer İslam beldelerindeki yöneticiler büyük bir fırsatı ellerinin tersi ile ittiler. Köleler bile kölelikten kurtulmak için hayatlarını olmadık tehlikeye atarlar. Bunlara kölelik o kadar yerleşmiş ki kurtuluşu düşünemeyecek kadar akılsızlar!

Halep bize gösterdi ki ümmet idarecilerle yüzleşmeye hazır ya idareciler!…

Evet, idareciler istemese de yüzleşme bu gün olmazsa yarın mutlaka gerçekleşecek.

Ümmet yüzleşmek için akidesini temel alarak hareket etmeye başladı. Ümmet elbette muhasebesini İslam’ı temel alarak yapacaktır. İdareciler o gün ümmeti saptırmaya güç yetiremeyecektir. Çünkü onların ellerinde hayatlarına yön veren Kur’an ve Sünnet vardır.

Ya yöneticiler ümmetle ne ile yüzleşecekler?!.. Ümmetin önüne getirecekleri, ümmeti ikna edecekleri hak olan hiçbir gerekçeleri yoktur. Onların elinde olan; Amerika’nın/batının kokuşmuş demokrasisi ve kanlı dosyaları,  Rusya’nın barbarlığı ve bu barbarlıklar üzerine yapılandırılmış ticari ilişkiler, İran’ın çapulcu sürülerine göz yumma karşılığı ekonomik/enerji antlaşmaları!..

O gün ümmet yüzleşmek için idarecilerden kaçmayacaktır. Onlar ümmetle aralarına duvar örse de o duvarlar bir bir aşılacak, idarecilerin yüzüne Hakkı haykıracaklardır.

Elbette bu yüzleşme uzak değil, çok yakındır! Ümmet “Ordular Halep’e” deyince bakın idarecilerin telaşlarına, nasıl da etekleri tutuştu!..

Bu yüzleşme dünyadaki yüzleşmedir. İdarecilerin asıl unuttukları yüzleşme ahirette gerçekleşecektir. O yüzleşme çok çetin bir yüzleşmedir. Yöneticiler kaçacak yer arar ama ne bir kaçacak yerleri ne de sığınacak dostları vardır. Orada onları ne Obama kurtarabilir ne de Putin. Bacakları birbirine dolanır ve onları bekleyen demir halkalar ve ateş…

Ey idareciler! Ö gün gelmeden yüzünüzü Hakka döndürün, ümmetle kucaklaşın, dertlerine ortak olun. Budur ancak sizi kurtuluşa kavuşturacak yol…

أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّأُوْلِي النُّهَى

“Kendilerinden önce nice nesilleri yok etmemiz bunları doğru yola getirmedi mi? Yok edilenlerin oturdukları yerlerde yürüyüp dolaşmaktadırlar, (hiç de ibret almazlar mı ?). Şüphesiz ki bunda sağduyu sahipleri için nice acık belgeler ve ibretler vardır.” (Taha 128)

Tahir Şanlı

Ayrıca...

yazar

Elhamdülillah… Bu Ümmet Büyük Bir Felaketi Daha Atlattı…

Tahir Şanlı Ne kadar güçlü bir ümmet! Elhamdülillah!

1 Yorum

  1. Bütün insanlığın Proplemi bu bakış açısını geliştiremediklerinden kaynaklanıyor.
    EŞYAYI BAZ,ÖLÇÜ ALDIĞIMIZDA
    Vahyin,Son asrın ilim ve teknolojisiyle hazırlanmış açılımı bekleyen Fikri.
    VAHİY KONULARI HARİCİNDE, DALINDA UZMANLAŞMIŞ KİŞİNİN GÖRÜŞLERİ GEÇERLİDİR.
    Asıl olan. vakanın eşyadaki özellikleri ile olan ilişkileridir.
    İNSANDAKİ HALLER..(EŞYADAKİ ÖZELLİKLER.) DEN BAZILARI.
    Asıl olan. vakanın eşyadaki özellikleri ile olan ilişkileridir. Fikrin oluşum Süreci ve Aşamaları.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir