Home / News / SİZDEN GELEN / Makale / Çocuk eğitimi
yazar

Çocuk eğitimi

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a salât ve selam kulların en yücesi Muhammed Mustafa’ya, onun tertemiz ailesine ve tüm ümmeti Müslümanların üzerine olsun…

Yüzümüzün tebessümü, Hayatımızın neşesi, gönlümüzün sevinci, varlığımızın mutluluk kaynaklarıdır evlatlarımız. 

Yokluğunda veya eksikliğinde mutsuzluk, büyük bir boşluk duyduğumuz şeydir evlat.

Bizler için nasıl ki aldığımız nefes, teneffüs ettiğimiz hava, içtiğimiz su, yediğimiz yemek olmazsa olmazlardan, gereken bir yaşam şekliyse, çocuklarımız içinde en doğru ve temiz bir eğitimi vermekte olmazsa olmazlardan, gerekli olan bir şarttır! 

Misal olarak şununla da kıyaslayabiliriz:

İçimize her çektiğimiz hava kirli veya yeterli oksijenden yoksunsa, içtiğimiz su pis veya ulaşılması zor hatta imkansız ise, bütün besinlerimizin kaynağı olan toprak verimsizleşmiş veya zehirlenmişse, soğuk kış günlerinde bizi ısıtacak, yemeğimizi pişirecek ateş yok veya yetersiz ise normal bir yaşamı bırak yaşam sağlayabilir miyiz? 

Tabi ki de Hayır! Örnekte de vermiş olduğum gibi nasıl ki bunca şeylerden yoksun bir şekilde yaşam sağlanamazsak, evlatlarımız içinde yanlış bir eğitim onları hayata tutunmayı sağlayamaz, yanlış eğitim onlara hava kirliliğine yetersiz oksijen iletişimsizlik, verimsizlik ve zehirlenmiş bulanık bir yaşam sunmuş olur. Ve bu netice sonucu ise mutsuz evlatlar yetişmiş olur. 

Ne demişler ağaç yaşken eğilir!

Büyüdüklerinde istediğiniz kadar vermek istediğinizi veren, o saatten sonra artık hiçbir şeyi kabul etmez! 

İnsan en fazla çocukken etkilenmeye açıktır! Ve Bu nedenle eğitime çocukken ve doğru bir şekilde başlanmalıdır.

Peki, bu doğru eğitim ne derecide ve nasıl olmalı?

Müslüman bireyler olaraktan hayatımızın her köşesinde başında sonunda ucunda her ama her alanında olması gereken İslam nizami yanı Kur’an ve Sünnet hayatımızın kılavuz kapalı kapıların anahtarı hayat ışığımıza yönelmeliyiz! 

Nasıl ki evliliği, haccı, orucu ve benzeri şeylerin nasıl yapacağımızı ve ne derece doğru şekilde uygulanmasını Kuran ve Sünnete yönelerek öğreniyor ve yapıyorsak bu konuda da ona yönelmeliyiz.

Bizi bizlerden en iyi bilen, tanıyan Allahu Tealadır. Vermiş olduğu meyveyi emaneti de nasıl koruyacağımızı da en iyi O bilir. En güzel doğru ve temiz kararları doğru oksijeni anca ama anca Allah’ın kelamı Resulullahın sünneti ile onlara sunabiliriz…

Çocuk eğitimi çocuk doğduktan veyahut ta hamile kalındığı andan itibaren başlamaz, bu doğru bir tespit değildir. Asıl çocuk eğitimi evlenmeye karar alındığı zamandan itibaren başlamaktadır. Neden mi? Çünkü yanlış bir seçim aile bireylerini zedeleyeceği gibi ayni zamanda da çocuk eğitimini sağlayamayıp (hava kirliliği misali) oksijensiz hayat ile neticelenir. 

Evliliğe karar kılındığında sadece eş olmakla sınırlı kalınmıyor  aynı zamanda anne ve baba adayı olunuyor.

Peki, bu seçimimiz nasıl mı olmalı?

Tabi ki hayat ışığımız ile olmalı. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bir hadisinde;

“Bir kadınla şu dört özelliği için evlenilir: Malı için, soyu için, güzelliği için, dini için. Sen dindar olanını elde et ki, rahat edesin.” buyurmakta.

Yani burada şunu görmekteyiz ki dindar olması her şeyden üstün gelmekte. Çünkü aileyi elde tutacak olan kadındır. Elde tutacak olan kadın derken bu demek değildir ki tüm sorumluluk kadına verilmiştir. Her ne kadar kadın olsa dahi erkeğe yine çok büyük bir rol düşmektedir.  Erkeğe aslında evlilikte en büyük rol verilmiştir. 

Çocuklarımız bizlerin birer emaneti olduğu gibi kadınlarda erkeklerin birer emanetidir. Ve bundandır ki ilk eğitimi erkek hanımına en güzel şekilde vermelidir ki bu eğitim çocuklarına yansımalıdır. Bunun içindir ki eş secimi her şeyden üstün gelmektedir ve tabi ki imanlı olması. Her iki taraftan da eş seçimi yaparken çok dikkatli olması gerekir.

Bu birincisiydi. İkinci ise; Şunu da unutmayalım ki Allahu Teala çocuklarımızın bizler için büyük fitne olduğunu belirmektedir:

“Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer fitneden. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Enfal, 8/28)

Yani en kıymetlimiz olan evlatlarımız bizlerin en büyük sınavıdır. Allahu Teala tarafından birer emanet olduğu gibi bizlerin cenneti olabileceği gibi cehennemi de olabileceğini unutmamalıyız.

Evlatlarımız bizler için öylesine değerli varlıklardır ki hiçbir şey ile onları kıyaslayamayız.

Onlar uğuruna değil varımızı yoğumuzu koymaya canımızı dahi koymak için hazırızdır. Bu her anne baba için geçerlidir.

Daha öncede belirtiğim gibi cennetimizde olabilirler cehennemimiz de. Eğer  
Becerip değerlendiremezsek başımızın belası, değerlendirirsek baş tacı olur.

Ya onlar ile çaba eder cennete ulaşırız ya da Allah korusun hem onları hem kendimizi cehenneme sürükleriz! 

Burada kime sorsak “evlat nedir” diye eminim herkes “canımızın cananıdır” diye cevap verir. 

Peki, evlatlarımız bizler için böylesine önem sağlarken kalpte bu kadar yer kapsarken nasıl olurda eğitimlerinde de o beceriyi sağlayamamaktayız! 
Bu düşüncelere sahip olan anne ve babanın kalbinde değil de amellerinde büyük bir delik görememek imkansız. Şunu da asla unutmayalım; bir çocuk alim olmak ile zalim olmak arasında doğmaktadır. 

Günahsız ve tertemiz, melekler gibi dünyaya gelmektedirler. Beyinleri bomboş her şeyi almaya hazır bir şekildirler. 

Seçtiğimiz hayat çevremiz yaşam şeklimiz onları alım de edebileceği gibi zalimde edebilir. Bu yine bizlerin seçmiş olduğu hayat şekline bakar. Ve bundan ötürü çocuklarımız bizlerin fitnesidir.  Nasıl ki elimizde olan mallar bizlerin fitnesi ise evlatlarımız da öyledir. Misal; kazanmış olduğumuz malları harama kullanabileceğimiz gibi helalarda kullanmak bizim ellimizdedir.  Bu mallar sayasında hac yaparız sadaka veririz. Haramlara da yönelip kumara ve içkiye de harcatabilir. Bu  aynen evlatlarımız içinde geçerlidir onlara güzel bir eğitim de kötü bir eğitimde vermek bizlerin elindedir. 

Evlat, senin cennette şeref abiden olabilir, seni rahmetle de anabilir. “Seni doğurana Allah rahmet eylesin” dedirtebileceği gibi “bunu kim doğurdu bunu kim insanların üzerine musallat etti” de dedirtebilir.

Onlar sayasında Firdevs’i boylayabilir, peşimizden meleklerin dahi lanetlediği bir insanda olabiliriz..

Düşünün Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’i de bir ana doğurdu… Abu Cehil’i de.. Fatih sultan Mehmet’i de bir ana doğurdu Kerem Can’ı da bir ana doğurdu.. Biri Küçük yaşta ülkeyi fethetti biri gençliği bozdu.. Şimdi ilk olarak kesinlikle ve kesinlikle çocuk eğitimi ona her şeyi almak giydirmek yedirmek içirmek okula göndermek evlendirmek gibi şeyler değildir.

Çünkü verseler çocuğu Kızılay’a oda yedirir oda içirir. Bu bir eğitim değildir.

Bu gerekli bir yaşam şartıdır.

Çünkü riski veren zaten Allahu Tealadır. 

Burada bizlere düşen asıl görev İslam’i şahsiyetler yetiştirmektir. Peki, çocuk yetiştirmek neler ister,  Resullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem çocuklara karşı nasıldı? Çocuk eğitiminin üç temel kuralı nedir. 

Çocuk eğitimi üç temel kurallı;

– Temelin sağlam olması..

– Şefkat..

– Bol zaman ayırmak..

Bir evin en önemli kısmı temeli olduğu gibi, bir çocuğun ruhsal gelişiminde en önemli dönem de hayatın ilk yıllarıdır. Çocuğun zeka kapasitesinin % 80 kadarı ilk 7-8 yaşta geliştiği gibi, kişilik de büyük ölçüde bu dönemde oturur. Hele ilk bir-iki yaş çok daha önemlidir ve “temel güven duygusunun” oluştuğu dönemdir. 
Bu dönemde çocuğun en önemli ihtiyacı, sürekli ve tutarlı bir sevgidir.
En yıpratıcı şey ise, anne-baba figürlerinin sürekli değişmesidir. Sürekli değişen kişilerce bakılan çocuklarda, ileriki yıllarda çevreye güvensizlik, içe kapanma gibi özellikler gelişebilir. Sebebini anlayamadığımız bağımlılık, hırçınlık, şüphecilik gibi huyların temeli, o ilk yaşlardaki eksikliklerdir genellikle.

Evlatlarımıza en güzel şekilde örnek olmak için, ilgilenmek, şefkat göstermek ailede ve toplumda eğitimin en etkin yönetimidir. Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurur:

“Yumuşaklık ve tatlı muâmele bulunduğu şeye güzellik kazandırır. Ondan mahrûmiyet ise kötülük ve çirkinliktir.”

Çocukların seviyesine inmek, onlarla şakalaşmak nebevî bir emir olduğu kadar Muhammedî bir tavırdır. Allah Rasûlü çocuklarla ilgilenir, başlarını okşar, şakalaşır, selamlaşır ve onlara değer verirdi. Efendimiz çocuklarla konuşurken çömelir, onlarla göz göze gelmeye çalışırdı. Çünkü ailede ve toplumda çocuklara zaman ayırıp ilgilenmek (kişiliklerini) besleyen en önemli mânevî gıdadır.

Şunu asla unutmayalım ki çocuk kulaktan duymaya değil de daha çok gözle gördüğünü hemen kabullenir ve uygular ve bundandır ki bizler ilk olarak şunu çok iyi anlamalıyız.

Çocuktur görmez bilmez dememeliyiz. Abdullah bin amir anlatır: “Ben küçük bir çocukken bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bizim evimize gelmişti.  Bende evden çıkıp oyun oynamaya gittim annem eve dönmem için bana “Abdullah gel sana bir şey vereceğim dedi Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem anneme “Abdullah’a ne vermeyi düşünmüştün?” diye sorunca
annem “Hurma verecektim ya Resulullah” dedi bunun üzerine Rasulü Ekrem Sallallahu Aleyhi Ve Sellem;“Bak eğer niyetinde bir şey vermek olmasa ve dediğini yapmasaydın sana bir yalan günahı yazılacaktı” dedi.

Birçoğu kişinin çocuğunu susturmak için bunu günümüzde yaptığını görmemek imkânsız. Buradan da sunu çıkartmalıyız ki eve gidince sana veririm veyahut ta onu yapma sana bunu veririm gibi şeyler söyleyip sonrasında uygulamamak haram olduğu gibi çocuğu yalana meyletmeye yöneltir. 

Çocuğa yalan söylemek iyi bir şey değildir. Telefonda misal konuşurken evde olduğu halde “evet ama esim evde değil” veyahut ta ama “biz evde değiliz” diyerekten çocuğun önünde bunu yapması çocuğa şu görüşü verir:
Anne baba yalan güzel değil diyor ama onlar yapıyor. O zaman bende güzel olmayan güzel değil dedikleri her şeyi yapabilirim düşüncesine girer. 

Sonuç olarak çocuk anne babayı örnek almıştır. Siz ne kadar anlatsanız anlatın o artık gördüğü ile amel eder. Siz neye yanlış derseniz o onun yapabilme yetkisinin olduğunu düşünür. Çünkü siz bir kere kendiniz bunu yapmış ve onun kafasında örnek model olduğunuz gibi büyük bir çelişki de yasatmış oldunuz.

Çocuğa neyi anlatırsanız onu olduğu gibi kabul eder ve başka şeylerle kıyaslamaya başlar. Çocuk soru sorduğunda onunla zaman harcayın, onun anlayabileceği güzel bir üslup ile komünikasyon kurun. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem dahi çocuklarla konuşurken onların başını okşar çömelir onların göz hizasına inerdi.

Bir gün Çocuk annesine sormuş; 

Anacığım kafandaki saçların neden beyazlıyor senin? Annesi; Yavrum, sen beni her üzdüğünde saçımın bir tel beyazlıyor, elbette sebepsiz değil. Çocuk annesinin duyacağı tonda başlamış cevabı yorumlamaya; Hıı şimdi anlaşıldı, anneannemin saçları neden bembeyaz olmuş!

Sakın çocuğun zekâsından şüphe duymayın. Başka bir örnek vermek istiyorum. Özellikle bir çoğumuzun kafası çok yoğunken yapmış olduğu büyük yanlış..

Bir baba ile kızın konuşması; ‘Dört yaşındaki kızım açlık grevine başlamış gibi birdenbire yemek yememeye başladı. Bizimle sofraya oturmuyor, ağzına bir lokma koymuyordu. Bütün çabalarımıza rağmen sebebini öğrenemedik. Gece olmuş, yatma saati gelmişti. Kucağıma alıp yatağına götürdüm. Başını okşayarak ‘Seni seviyorum, yemek yemeyişin beni üzüyor,’ dedim. Ağlayarak boynuma sarıldı: ‘Babacığım, ne olur sen de yeme!’ dedi ve çocuk diliyle sebebini anlatmaya başladı.
Meğer eşim farkında olmadan bir eğitim hatası yapmış. Her anne gibi, bizim hanim da çocuğun beslenmesini aşırı önemsediği için  kızım soruyor:

– Anne, neden yemek yiyoruz?

– Büyümek için.

– Büyüyünce ne olacak?

– Yaşlanacağız.

– Yaşlanınca ne olacak?

– Her yaşlı gibi bir gün biz de öleceğiz.

Kızım o küçük mantığı ile ölümden kurtulmanın çaresini yemek yememekte buluyor. ‘Yemek yemesem büyümem, büyümezsem yaşlanmam, yaşlanmazsam ölmem’ gibi basit bir mantık geliştiriyor.

Çocuklar dört-beş yaşına kadar rüya ile gerçeği birbirinden ayıramaz, düşüncelerin ve hayallerin gerçekleşebileceğine inanırlar.

Kardeşini kıskandığı ve içinden ölmesini arzuladığı zaman, bunun gerçekleşeceğini düşünerek korkar, suçluluk duygusuna kapılır.

Çocuğun yaramazlığından bıkan bir anne ‘Beni çok üzüyorsun, bir gün üzüntüden öleceğim’ diye yakınsa veya ‘Allah annelerini üzen çocukları sevmez, cehenneminde yakar’ diye korkutsa çocuk bunun gerçekleşeceğini zannederek paniğe kapılır.

Çocuklara din eğitimi verirken çoğu aileler farkında olmadan korku objesini kullanırlar. Salzman tarafından kaleme alınan ve Yengeç Kitap olarak bilinen bir eğitim klasiğini Çocukları Kötü Eğitmenin Yolları adında kitapta; ‘Çocukları Dinsiz Yapmanın Yolları’ baslığı altında şu görüşler alıyor:

– Zorla dua ezberletin, ezberleyemediği zaman cezalandırın.

– Yaramazlık yaptığı zaman Allah’ın onu cehennemde yakacağını söyleyerek korkutun.

– Din adamlarını, dindar akrabalarınızı ve komşularınızı çekiştirin, yaptıkları hataları sayarak gözden düşürün.

Salzman, çocuklarına söz geçiremeyen beceriksiz bir annenin hikayesini anlatırken de söyle der: Bu ahmak kadın çocuklarını üç şeyle korkutarak sindirmeye çalışırdı: Öcü, baba ve Allah. Çocukları yatmaya zorlamak için, ‘Yatın çabuk, kapatın gözlerinizi, yoksa öcüler gelir sizi yer,’ derdi.
Yaramazlık yaptıkları zaman, ‘Allah annesini üzen çocukları cehenneminde yakar,’ diye korkuturdu. Bir suç işleyen veya yalan söyleyen çocuğu tehdit eder, ‘Baban akşam gelsin görürsün sen, temiz bir dayak ye de aklın başına gelsin,’ derdi.

Çocuk eğitiminde davranışlarımız sözlerimizden daha etkilidir. Namaz kılacağı zaman çocukları odadan dışarı çıkaran anne babalar var. Camide çocukları azarlayan ve dışarıya kovalayan yaşlılar görürsünüz. Sebebini sorduğunuzda, ‘yaramazlık yapıp namazımızı bozuyor,’ derler. Davranışlarıyla çocukları dinden soğuttuklarının farkında değildirler.

Hz. Zübeyir anlatıyor: “Bir gün gözümle gördüm Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem secdede iken Hasan geldi, sırtına bindi çocuk kendiliğinden ininceye kadar Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem de onu indirmedi. Peygamber efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem namazda iken bacaklarını açar, Hasan da bir taraftan girer, öbür taraftan çıkardı”

Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bir cuma günü hutbe okurken, çok sevdiği ve daha yaşları küçük olan iki torunu Hasan ve Hüseyin mescide gelirler. Hem de düşe kalka. Peygamberimizin yanına gelmeye çalışan torunlarından biri düşer. Hemen Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem konuşmasına ara verip torunlarını kaldırmak için onların bulunduğu tarafa doğru yönelir. Sahabeler yerden kaldırıp çocukları kucaklayıp Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ‘e verirler. İki torununu da kucağına alan Allah’ın son elçisi, tekrar minbere çıkar ve çocukları kucağına alarak hutbesine kaldığı yerden devam eder. Hutbenin sonuna kadar da onları kucağından indirmez. 

On yaşlarında bir çocuğunuz olduğunu düşünün. Ve çocuğunuzun, evde misafirleriniz olduğu her an sizi misafirlerinize karşı hep mahcup ettiğini hayal edin. Örneğin; siz ne zaman konuşmaya başlasanız, çocuğunuz sizin kullandığınız cümleleri alaya alarak ve eğip bükerek arkadaşlarınızın içinde sizi mahcup ediyor. Ne yaparsınız böylesi bir çocuğa? Örneğimizi biraz daha zorlaştıralım. Siz dinî değerlere hassasiyet gösteren bir ailesiniz ve namaz kılıp ibadet ediyorsunuz.
Ancak çocuğunuz, bu sefer de okunan ezanla dalga geçiyor. Siz namaz kılmak üzere hazırlık yaparken, çocuğunuz da, okunan ezanı hafife alıyor, kelimeleri eğip bükerek tekrar ediyor. Ne yapardınız? Önce ikaz ederdim, ezanın önemini anlatırdım.” dediğinizi duyar gibiyim… 

Peki, çocuğunuz ısrarla aynı davranışı tekrar ediyorsa ne yaparsınız?  Sanırım çocukla bir-iki defa konuşur, eğer hâlâ aynı davranışı tekrar ediyorsa, öfkelenir, kızar ve bir daha yaparsa cezalandırılacağını haber verirdiniz değil mi? Öyle ya, ezan ile dalga geçen çocuğunuzu yanınıza çağırıp:

–Maşallah… Aman ne de güzel sesin varmış, al sana bir avuç dolusu para!” diyecek hâlimiz yok ya!.. Zaten böyle bir şey yapacak olsak, aklımıza ilk gelen şey;
“çocuğa yumuşak davranırsak, çocuk bugün ezanla dalga geçer, yarın namazla…” diye düşünülür ve kaşlarımızı çatmak zorunda hissederiz kendimizi, değil mi?

Peki, böylesi bir hâdise, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem   zamanında olsaydı, O Sallallahu Aleyhi Ve Sellem nasıl davranırdı?

İşte, tıpkı yukarıdaki örneğin bir benzeri;

Bir gün ezan okunurken, bir grup çocuk okunan ezanı hafife alıyor ve müezzinle dalga geçiyordu. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem çocukların bu hâlini gördü. Çocukları yanına çağırdı. Okunan ezanla kimin dalga geçtiğini sordu. Çocuklar içlerinden birini gösterdi.  Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem o çocuğa döndü ve çocuğun sesinin ne kadar da güzel olduğunu söyledi ve ardından çocuğa ezân okumasını buyurdu. Çocuk, ezân okumasını bilmiyordu. Mahcup oldu. Utandı. Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem çocuğa tebessüm etti ve önce kendisi ezân okudu ve sonra çocuğa dönerek; 

“Hadi, tekrar et!” buyurdu.  Çocuk duyduğu kadarı ile ezan okudu. Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem çocuğa bir kese para verdi. Kendisinin cezalandırılacağını bekleyen çocuk, böylesi bir mükâfatla karşılaşmanın şokunu üzerinden atmadan,  Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem mübarek elini çocuğun alnına koydu ve saçlarını okşadı. Sonra elini çocuğun göğsüne getirdi ve ona;“Allah seni mübârek kılsın, Allah sana bereket yağdırsın.” diyerek duâ etti.
Çocuk, o âna kadar ürküp korktuğu Kâinât’ın Sultan’ı Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’e karşı sevgi duymaya başladı.

Biraz önce çirkin bir davranışla Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in huzuruna gelen bu çocuk, saf yüreği ile Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’e: “Beni Mekke’ye müezzin olarak tayin eder misiniz?” diye sordu. Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem tebessüm ederek, çocuğun bu isteğini de geri çevirmedi. 

Ebû Mahzûra (r.a.) saçlarını ömür boyu kesmez. Saçları çok uzadığı için, bakımı da zor oluyordu. Çokça uzayan saçlarını kesmesi konusunda tavsiyede bulunanlara da öfkelenerek “o saçları kim okşadı bilmiyor musunuz?” diyerek, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’e olan muhabbetini dile getirir. (Kütübü Sitte–8.cilt, 350. sahife)

Başka bir örnek daha vermek istiyorum. Bizler çocuklarımız camilerden ses yapıyor namaz kıllarken önümüze geliyor diye çocukları azarlıyorken bakın Budistler dinlerini çocuklara nasılda sevdiriyor.. Budistler, çocuklarına dinlerini sevdirmek için; çocuklarının istediği bir oyuncağı veya yiyecek-giyeceği alıp Budist rahibine veriyorlar. Baba çocuğuna dondurma veya çikolata vaadi ile ayine götürüyor. Ayinden sonra, çocuğunu Budist rahibinin yanına götürüyor. Budist rahibi okşuyor ve öperek babasının getirdiği hediyeyi ona veriyor. Çocuk rahibin şahsında Budistliği seviyor. Hediyeyi açınca şok oluyor. Çünkü istediği ve babasının almadığı kırmızı araba olduğunu görüyor. Sevinci bir kat daha artıyor.
Peki, ya biz! Camiye gelen çocukları kovuyoruz, kızıyoruz. Veya dövüyoruz.
Bu binlerce Müslüman’a çok açık bir uyarı, bir ders, bir örnek davranıştır.

Ne mutlu o kimselere ki İslami şahsiyetler yetiştirmek için dünyanın çoğu süsünden el çekerler… 

Alhamdulillahi Rabıl alemin…

Nergis Avcı

Ayrıca...

yazar

15 Temmuz Darbesi Nur Topu Gibi Bir Milliyetçilik Doğurdu

Her insanda bulunan sahiplenme iç güdüsü fıtri bir özelliktir, bu özellik her insanda bulunmakla beraber, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir