Home / News / YAZARLAR / Tahir Şanlı / [Güncellendi] – İDEOLOJİ VE İDEOLOJİK SİYASİ PARTİLERE BİR BAKIŞ…
yazar

[Güncellendi] – İDEOLOJİ VE İDEOLOJİK SİYASİ PARTİLERE BİR BAKIŞ…

 

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

İDEOLOJİ VE İDEOLOJİK SİYASİ PARTİ’LERE BİR BAKIŞ…

Tahir Şanlı

Topluluklar kargaşa içerisinde olduğu vakit çözümler aramaya başlar. Ancak toplulukların aradığı çözümler bireysel ve yüzeysel kaldığı gibi etkileyici yanı da ortaya çıkmaz.

Bir toplumda fikir ve düşünceler net, arı, duru değilse o toplum önünü göremez. Aydın bir bakış açısı geliştiremez, yüzeysel bir şekilde yaşar, yüzeysel şekilde düşünür ve her alanda kargaşa içerisindedir. Bütün bunlara rağmen bir nizam içerisinde yaşamayı düşünür. Buda meyillerinden kaynaklanır. İdeolojilerin ortaya çıkışı daima sancılı dönemlere rastlar.

İdeolojinin içeriğine bir bakış:

Hayat tarzını değiştirmek isteyen topluluklar her ne kadar tepkisel davransalar da “ideolojik kavrayışı” (hayat tarzını değiştirmede etkin olan akidevi fikirlere yönelişi) yakalamaya bir anda meyledemezler. Ayrıca değişimi isteyen topluluklar ideolojik siyasi bakışı elde etmeden veya kendilerine yön verecek böyle bir kitleleşmeye yönelmeden (mücerret/soyut/yalın bir anlayışla hareket ettiklerinden dolayı) bulundukları ortamı değiştirmeye güç yetiremezler.

Şiddetli anda ortaya çıkan ortak duyarlılık insanları fikri harekete (fikri çözüm arayışlarına) yöneltir. Bu süreçte insanının karşına birçok önermeler çıkar. İnsanın ideolojik kalkınmasını hazırlayan yine insanın meyilleridir. İnsanın çöküşünü hazırlayan da yine insanın meyilleridir.

Meyil/dinamik enerji; insanın toplumda ve yaşamında ortaya koyduğu amellerin bütünüdür.(1) diye tarif edilir.

Bu süreç doğru fikri ortaya çıkartana kadar devam eder. İlk uygulama geçmişe dönük sorgulama ile başlar ve bulunduğu ortamı kıyaslama ve incelemeye yöneltir. İki çatışma süreci içerisinde (ki; bunların ilki; güç sahipleri ile olan mücadelesi, ikincisi; var olan düşüncenin yeni düşüncelerle çatışması) bulunan bu topluluklar ufkunu biraz daha açarak diğer milletlerin durumunu inceleme ve kalkınma yollarına bakar.

Çöküntüye uğramış geri kalmış bir topluluk fikren hasta sayılır. Kendisini tedavi etmek için köklü çözüm ve çareler arar.

Böylece basitlikten çıkıp hayata bakışta derinleşme meydana gelir ki; bu yöneliş onları fikirde derinleşmeye götürür. Hayatını üzerine bina edeceği fikirleri akidevi bir temele oturtarak hareket etmeye yönelir ki; bu da ideolojik temellerin atılması demektir.

Dolayısı ile insanlar hayatlarını belli bir nizam çerçevesinde düzenleme ihtiyacı duyarlar. Bunu barizleştirip belli bir çerçeveye oturttuğumuzda; “hayat bulmak ve canlılığın doğması için fikir ve onunla aynı cinsten bir metodun bulunmasıdır ki bu ikisinin toplamından ideoloji doğar.”(2)

İdeoloji nedir dediğimizde kısaca tarifini şu şekilde yaparız: “Nizamı kendisinden fışkıran akli akideye “ideoloji” denir. (3)  

Akidenin tarifi ise; kainat, insan ve hayat ile bu dünya hayatının öncesi ve sonrası ve dünya hayatının öncesi ve sonrası ile olan ilişkisi hakkında külli bir düşünüştür.” (4)

Buna göre; tatbik, muhafaza ve ideolojiyi yayma metodu teşkil eder. Onun haricindeki akide ve çözümler ise fikirdir. Yani ideoloji fikir ve metoddan oluşur.(5)

İdeolojik değişiklikler inkılabî değişikliği gerektirir. Toplumu kalkındıracak olan, ona hayat verecek olan ise hayat hakkında, insan fıtratına uygun olan, köklü fikirler sunan, akli düşüncedir. Akideden neşet eden düşünce ve fikirler ve de bu fikirler cinsinden metodu takip etmek toplumun değişmesinde ana esaslardır. Bunu gerçekleştirme yönteminde bulunanlar bu işin ancak ideolojik parti etrafında örgütlenmekle mümkün olduğunu görür.

İdeoloji iyice şahıslarda cisimleşmeye başladığında artık hapsolmaz. İnsanları davet için harekete geçmeye sevk eder. Topluluklar kendi aralarında ideolojinin temel esaslarında örgütleşmeye başladıkça ideolojik kitleleşme/parti ortaya çıkar.

İdeolojilerin hayata iniş şekli ancak ideolojik partiler yolu ile gerçekleşir. Bu her ideoloji için geçerlidir. Çünkü toplumu değiştirmeye bireylerin gücü yetmeyeceği malumdur.

İdeoloji hayata geçirme faaliyeti ancak ideolojik siyasi parti özelliklerini kendisinde barındıran partisel bir çalışma ile mümkündür. Yoksa ideolojik fikirler yalnız başına hayat bulamaz, felsefi olarak kalır. Bu fikirlerin öncülüğünü yapan, hedeflenen amaç için toplumu örgütleyen ideolojik siyasi partilerdir.

Burada ideolojik yapının omurgasını oluşturan siyasi partinin de ideolojik parti olması gerekir. Başka bir deyişle ideolojik siyasi parti, ideolojik fikrin kendisinde cisimleştiği bir devlet görünümündedir. Devlet ile partiyi farklı kılan hususlar mutlaka vardır. Biz burada, daha çok ideolojik siyasi parti konusuna değineceğiz.

1-Parti/Hizb, ideolojik parti açılımı:

Parti; Bir ideoloji etrafında bir araya gelen topluluktur. Ortak düşünce ve kişilerin oluşturdukları siyasi topluluk ta denir.

Kitle ile cemaat, hizb ile parti aynı anlamı taşımaktadır. Herhangi bir cemaatin, sadece cemaat olarak kalmaması hizb veya bir kitle haline gelmeleri kaçınılmazdır. Çünkü Cemaat veya kitle geçici olmakla beraber belli bir amaç için bir araya gelmiş bir topluluktur. Fertleri bir araya getiren fikir de sadece bu geçici amacı gerçekleştirmesi üzerine olur. Cemaatlerin birçokları bu minval üzeredir.

Parti; “düşüncesini hazmeden, metodunu gören ve davasını kavrayan bir teşekküldür.”(6) Zira parti, lügat açısından; bir adam ve onun görüşü üzerinde olan ashabıdır/dostlarıdır.

“İslâmî siyasi parti; İslâm akidesine dayanan, İslâmî fikirleri, hükümleri ve çözümleri benimseyen ve izlediği metodu Resulullah Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in metodu olan partidir.”(7)

Şu bir gerçek ki; topluluklarda ideolojik istekler ortaya çıksa da ideolojik parti olmadan ideolojik kalkınma da gerçekleşmez. Çünkü parti onlara öncülük edecek, düşünceler etrafında örgütleyecek, hedefine ulaşmak için kitleleri arkasından sürükleyecektir.

İdeolojik siyasi parti; “bir ideolojiye inanılınca onun yükümlülüklerini yerine getirmek için harekete geçilir. Bu davet insanların sadece bir ideolojiye inanması ve onunla genel bir uyanıklık oluşturmasını hedefler. Bu şekilde hareket eden ilk halka bir kitle haline dönüşür. Daha sonra ise ideolojik parti halini alır.”(8)

Ayrıca partiyi parti yapan benimsemelerdir. Bu kural ideolojik siyasi parti içinde geçerlidir.

Partinin, esaslarda ve detaylarda ihtilafları ihtiva eden bir fikir üzerinde kurulu olması mümkün değildir. Öylesi bir oluşuma lügat açısından da “parti” demek uygun olmaz. Zira parti, lügat açısından; bir adam ve onun görüşü üzerinde olan ashabıdır/dostlarıdır. Bundan dolayı benimseme fikri, parti için gereklidir. Bu benimseme, onu bir parti yapmıştır. Onda fikir birliği olmayınca birbirine kenetlenmiş bir yapı da olmaz. Partide fikirlerin, görüşlerin ve hükümlerin ihtilafı ve farklılaşması; kalplerin ayrışmasına, partinin bölünüp parçalanmasına yol açar. Parti kendisini adadığı hususu yapamaz olur. Onun için biz “parti duygusal bir bütünlük dedik.” (9)

Duygusal bütünlük her topluluklar için oluşması mümkün olanlardandır. Ancak ideolojik siyasi partide oluşan duygusal bütünlüğün oluşması ise duygusal bütünlüğe sevk eden her hususu siyasi hayata taşımasıdır.

İdeolojik değişimler bu işi üzerine alan mutlaka ideolojik siyasi bir partiyi ortaya çıkartır. Siyasi ideolojik partisi olmayan toplumlar omurgasız vücut gibidir. Ne ayağa kalkabilir, ne kalkınma hareketini gerçekleştirebilir ne de ideolojik temele sahip olabilir, ne de meselelerini çözebilir. İdeolojik siyasi parti topluluklarda fikirleri, problemleri, çözüm şekilleri ile inançları, gayeleri birleştirecek potansiyeli üzerinde taşır. Tam teşekkülü olup diğer siyasi partilerden ayrışan yönleri vardır.

İdeolojik parti ideolojisini hakim kılmak için var gücü ile çalışır. İdeolojisi etrafında ve sadece ideolojisine inanıp onun ölçü alarak insanların ideoloji etrafında toplanması için mücadele verir. Bu bağlamda ideolojisini iktidara taşıyana kadar, sultaya, devlete, nusrete kavuşana kadar mücadelesine devam eder. Her türlü zorluklar karşısında direnen böylesi bir parti her fikri gücünden hiçbir şey kaybetmeden doğru bildiği yolunda ilerler.

İdeolojisini hedefine ulaştırmadan herhangi ideolojik siyasi bir partinin yok olduğu vakıan pek görülmüş değildir. Çünkü doğumu gerçekleştiren bu partidir. En sancılı dönemde ideolojik düşüncesinden taviz verip vaz geçmesi halinde kalkınmaktan uzaklaşmış, doğum masasından kaçmış, kitleleri masada ölüme terk etmiş olur ki bu durumda ideolojik parti konumundan düşer.

İdeolojik çalışma yapan partilerde kişisel sayısının çoğunluğu, çıkıp-düşmeler pek etkileyici değildir. Onu canlı tutan, ayakta kalmasını sağlayan, yerinde durdurmayan ideolojik enerjidir.

Bir partinin ideolojik parti olup-olmadığının anlaşılması ancak o partinin takip ettiği hedef/ideoloji ve metodundan ortaya çıkar. İdeolojik hedefler güden bir parti yine fikrin cinsinden olan metodla hareket eder.

Köklü değişim, inkilabi bir çıkış, ideolojik temellerin yeniden tesisi ve fikrin cinsinden olan metotla hareket ideolojik partinin vasıflarındandır.

Böylece ideolojik partinin rolü de ortaya çıkmış olur. İdeolojik parti yaptığı siyasi amelle fikren çökmüş, alakaları bozulmuş, ölçüsünü kaybetmiş, ezilmiş toplulukları tek bir fikir etrafında bir araya getirerek kalkınmaları için örgütler. Hedefinde ısrarcı, zorlukları göğüsleyen dik bir duruş sergiler.

Genelde ideolojik siyasi partilerdeki yok oluş, tükeniş, tesirinin azalması, gücünün azalması, elemanlarının yavaş yavaş dağılması; hedefledikleri ideolojilerin hayat bulmasından sonraki dönemlerde meydana gelmiştir. Buradaki tükeniş fikren tükeniş değildir. Taşıdığı düşünce, davetini yaptığı ideolojik fikirlerin hayat bulması ile alakalıdır. Yani hedeflenen ideolojik misyon tamamlanmıştır. Partinin taşıdığı fikirler devlet olmuş, toplum bu fikirleri tek çözüm kaynağı kabul etmiş ve partinin hedeflediği ideolojik düşünceler hayata geçmiştir. Diğer bir tabirle ideolojisi ile parti taşıdığı düşüncelerle hayat bulmuştur. Dolayısıyla ideolojik parti olmasını gerektirecek/yani ikinci ideolojik bir harekete geçmesi için herhangi itici bir sebep yoktur.  Yeni bir ideoloji inşâ edecek te değildir.

Bu gelinen noktadan sonra partide mutlak bir şekilde değişiklikler yaşanması doğaldır. İdeolojik siyasi parti ideolojik olmaktan çıkıp ideolojisi için siyasi parti konumuna geçer. Takip ettiği siyaset mutlaka ideoloji eksenlidir ve onun dışına çıkmaz-çıkamaz. Yani kendi kendini inkar edemez.

Bu noktadan sonra ümmetin içerisinde siyasi parti misyonunu devam ettirmesi, siyasi parti olarak hayatta kalması ancak örgütlenmede yeni bir yapılanmaya gitmesini gerekli kılar. Bu da kitleyi ideolojinin doğru tatbik edilip edilmediği, yöneticilerin bu işi gereği gibi içeride ve dışarıda yerine getirip getirmedikleri noktasında muhasebe etmeye götürür. Ki devlette kendini kontrol eden bir mekanizmanın çalıştığı, hata ettiğinde kendisini düzeltecek bir kitlenin bulunduğu bilinci içerisinde işini hakim olan ideoloji çerçevesinde doğru yapabilsin… Belki garip gelecek ama ideolojik olan bu partiden daha sonra onlarca ideolojisi eksenli çalışan siyasi amaçlı parti çıkabilir. Bu garipsenecek bir durum da değildir.

İslam hem hiziplerin kurulması hemde bu minvalde birden fazla partilerin olacağına Maide suresi 104. Ayette müsaade etmiştir. Bu manada nasıl ki bir toplumda müçtehidin çokluğu ne kadar etkili ise -ideolojiyi baz almış- partilerin çokluğu da o kadar etkilidir.

Burada şu ince ayırımı da yapmak gerekir ki; ideolojik siyasi partinin hedefi, görevi ve sorumluluğu devletler veya ideolojiler altında kurulan diğer siyasi partilerin sorumluluğundan hem farklı hem de kat kat fazladır. İdeolojik partide hareketin etkisi fiziki sınır tanımaz niteliktedir. İmkan bulduğu çerçevede dünyanın her tarafında etkin faaliyet yürütebilir. Çünkü davetin seyri ideolojik fikri temeller üzerinde olup çatışma büyüktür. Diğer ideolojiler ile kıyasıya mücadele eder. Dolayısı ile her kesimden üzerine caydırıcı baskılar gelebilir. Diğer siyasi partilerde ise bu hava daha sakindir. Şu an dünyada yüzlerce partinin olduğunu biliyoruz. Bunların etkileri ancak devlet sınırları içerisindedir.

Şu an dünya genelinde partilileşmenim üç ana eksende döndüğünü görüyoruz:

1-İdeolojik siyasi parti; sadece ideolojisini hakim kılmak için kurulan partiler (ki günümüzde dünya genelinde bu manada Hizb-ut Tahrir dışında çalışma yapan bir parti yok. Kurulamaz, olmaz demiyorum. Ama vakıan olmamış.).

Tarih boyunca aynı ideoloji için, aynı dönemde ideolojik çalışma yapan birden fazla partinin olduğu söylenemez. Tek ideolojik hedef için aynı içerikte iki partinin olması işin doğasına aykırıdır. Fakat hakim olan ideoloji için İslam akidesini baz almış ve belli ölçülerde emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münker yapan siyasi bir çok hizp/parti olabilir. İdeolojik çıkışlar daima tek olmuştur. Bu ilke günümüz içinde geçerlidir. Yani toplumu yeniden kalkındıracak ideolojik eksenli parti bulunduğu dönem için vakıası itibari ile tek partidir. Çünkü ideolojiyi bulan, metodunu gören ve bu yolda ilk çalışmayı başlatandır.

Burada şu izahlara da yer vermek istiyorum:

وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“Sizden hayra davet eden, ma’rufu emredip münkerden alıkoyan bir cemaat bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Ali İmran 104) Ayeti kerimesi;

Ayette geçen وَلْتَكُن  “bulunsun” emri, İslâm’a davetin, ma’rufun emredilmesi ve münkerin nehyedilmesinin gereği olarak bir farziyeti ifade ediyor.

مِّنكُمْ “sizden” kelimesi bu farziyeti bazılarına münhasır kılmaktadır. Zira iyiliği emretmek kötülükten alıkoymak vecibesi, herkesin güç yetiremediği ilim ve dirayet isteyen bir amel olması, bu vecibenin bir farzı kifaye olduğunun şer’i karinesini teşkil etmektedir. Ayrıca أُمَّةٌ  kelimesi de burada Müslümanlardan bir cemaat manasında olup bütün Müslümanlar manasında değildir. Burada emir, Müslümanlardan bu işi yapacak bir cemaatin bulunmasına tekabül etmektedir. (s.75)

Gerçek şu ki, ayet ancak ve ancak siyasi partilerin mevcudiyetinin farziyetine delalet etmekte ve bu cemaatların yapması gereken işi de açıkça ortaya koymaktadır. Uğrunda çalışılması gereken ma’rufların ve ortadan kaldırılması gereken münkerlerin neler olduğu, içerisinde yaşanan ortama göre şer’i hükümler tarafından belirlenir. Söz konusu ayette gösterildiği şekilde teşekkül etmiş bir cemaat yöneticiyi muhasebe etmeye kalkıştığında onun işi karşı karşıya kaldığı vakıa olacaktır. Cemaat, yöneticinin amellerini gözetleyecek, kusur ettiğinde onu hakka döndürmek ve hak üzere devamını sağlamak için onu denetleyecek, ümmette siyasi uyanıklığın bulunmasına ve yöneticiyle birlikte İslâm’ın dış aleme taşınmasına çalışacaktır. Ancak bütün bunlar halifenin mevcut bulunduğu durumlar içindir. (s.78)

“Bugün bizler, Müslümanları Allah’ın hükmüyle yönetecek bir halifenin mevcut olmadığı bir ortamda yaşamaktayız. Diğer taraftan Müslümanların içerisinde yaşadıkları yer, Dâru’l küfürdür. İçinde yaşadığımız cemiyette sosyal münasebetler ve nizamlar İslâm dışı esaslara göre yürütülmektedir. İşte bütün bunlar sonuçta içinde bulunduğumuz toplumu İslâm dışı bir toplum kılmaktadır. Öyleyse Dâru’l küfrü, Dâru’l İslâm’a, İslâm dışı toplumu İslâmi topluma çevirecek bir çalışmayı kendine esas alan, kendini bu işe adayan siyasi bir cemaatın bulunması gereklidir. Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeye tekrar dönülsün, yani İslâmi hayata yeniden başlansın. Böylece İslâm’ı aleme taşıma ve yayma farziyeti ikame edilsin. İşte bütün bunlar Hilâfeti tahakkuk ettirmeye çalışan bir cemaatın gayeleridir.” (s.79)

Mahmud Abdullatif İveda aynı kitapta şu görüşlere yer veriyor: İslâm Devleti’ni kurmak için çalışan cemaat, içinde bulunduğu çalışmanın hükmünü ve önemini gerçekleştirmeye çalıştığı şeyin öneminden almaktadır ki bu da İslâm Devleti’ni kurmaktır. (s.72) Biz, İslâm’a daveti yüklenen cemaattan kastımızın İslâm’ın bir veya bir kaç cüzünü ikame etmeye davet eden cemaatlar olmadığını tekrar hatırlatmak istiyoruz. (s.74) (Kur’an ve Sünnetin Gösterdiği İslam’a Davet Metodu, Mahmud Abdullatif İveda)

İvada’nın bu izahında da görüldüğü gibi İslam’ı yeniden hayata hakim kılmak isteyen partinin özelliği diğer siyasi partilerden farklıdır. İşte buradaki fark o partiyi ideolojik yapmaktadır. İdeolojisini hayata hakim kılmak için Nusret talebi ve bulunmakla alakalı özellikleri üzerinde barındırmaktadır. Bu durum ise şu hadisler göz önünde bulundurulduğunda ayette bahsedilen genel manadaki İslami kitlelerin/hizblerin/partilerin dışında bir tasnifi gerekli kılıyor. Bu tasnif şu gibi karinelerden ortaya çıkabilir:

Muaviye’den: Nebi (sav)’i şöyle konuşurken duydum:

Ümmetimden, Allah’ın emrine göre hareket eden bir topluluk sürekli olarak var olacaktır. Ne onlara yardımı kesenler ne de muhalefet edenler onlara zarar veremezler. Onlar bu hal üzere iken Allah’ın yardımı gelir.” (Buhari K. Menakıb: 3369;Müslim ve Ahmed)

Umeyr, Malik b. Yuhamir, Muaz’ın: “Onlar Şam’dadır” dediğini söyler. Muaviye ise, Malik’in bunu Muaz’dan işittiğini ve “Onlar Şam’dadır” dediğini iddia eder.

Ahmed ve Taberani, Ebu Ümame’den: Rasulullah (sav), şöyle buyurdu Ümmetimden bir grup, din üzere galip olmaya devam eder. Düşmanlarına galiptirler, muhalefet edenler onlara zarar veremezler. Ancak onlara bir takım sıkıntılar isabet eder. Onlar, bu hal üzere iken Allah’ın emri gelir.” (Ahmed b. Hanbel Müs. 21286)

İslâm garip olarak başladı, başladığı gibi de geri dönecektir. Gariplere ne mutlu.” (Müslim K. İman: 208) (İslam Davetini Taşımanın Zorunlulukları ve Sıfatları –Üstün Olacak Taife bölümüne bakabilirsiniz.)

Bir ayırıma gitme gerekirse ideolojik partinin vasıflarının diğer partilerden farklı olduğu ve döneminin de bu minval üzere çalışan tek ideolojik partisi olduğu söylenebilir.  

2-İdeolojisin ayakta kalması için çalışan siyasi oluşumlar. Bu şekilde çalışan parti sayısı da o kadar çok değildir. İsimleri; komünist parti, kapitalist parti, demokrat parti, cumhuriyetçi parti, şeriatçı parti olsa da bu partilerde kısmi söylemler doğrultusunda hareket etme vardır. Hatta ruhsuz (ideoloji ile bağını kurmayan) partilerdir.

3-İdeolojiden uzak siyasi partiler. Bu partilerden dünyada onlarcası vardır. Dünya adeta bu partisel oluşumlardan dolayı “siyasi partiler çöplüğüne” dönmüştür. Günü birlik kurulan, menfaat için kurulan, devletlerin varlıklarını korumak için kurdurdukları partiler, menfaat içerikli partiler, eşcinsel partiler, dış güçlerin kurdurdukları partiler, milli oluşumlar, ruhaniyetçi partiler vs. onlarcasını sıralamak mümkün.

İdeolojik partilerde toplumla kaynaşma merhalesi uzun sürebilir. Üçüncü şıkta bahsettiğimiz partilerle toplumun kaynaşması ise daha çabuk olur. Fakat bu partiler uzun ömürlü değillerdir. Çok çabuk tükenen bir enerjiye sahiptirler.

Bu ve benzeri partilerin kalkınmaya elverişli partisel hareketler olduğu da söylenemez. Çünkü yapılarında ifsat edicilik vardır. Kapitalizmle yönetilen ülkeler bu tip partilerin çokluğunu “demokratik çoğulculuk, demokratik kazanımlar” olarak niteleyerek övünç kaynağı sayarlar. Oysaki o toplulukların hiç biri bu partiler yolu ile temize çıkmamış tam aksine ifsad olmaktan kurtulamamışlardır.

Konuyu burada daha da barizleştirmek için insanlık hayatında ideolojiler ve ideolojilerin ortaya çıkarttığı ideolojik siyasi partilere bir göz atalım.

Üç ideoloji/kapitalizm, komünizm, İslam ve bu ideolojileri hayata geçiren üç ideolojik siyasi parti:

-Laik parti (düşünürler/felsefeciler),

-Komünist parti (Lenin, Marx, Mao önceliğinde İşçi hareketi),

-İslam partisi (vahiy menşeili Resulullah öncülüğünde Ashap hareketi)nden ve birde 4. olarak İslam ideolojisini yeniden hayata hakim kılmak isteyen, ideolojisi İslam olan, bu yolda siyasi çalışma yapan, İslami bir parti olan Hizb-ut Tahrir’den bahsedeceğiz. Belki burada doğrudan bu partilerin resmi kimliklerini ortaya koymak mümkün olmaya bilir. Yani Komünist parti ve yöneticileri veya kapitalist parti ve yöneticileri şeklinde… tarihi süreç dakik bir şekilde incelendiğinde bunlar kimler oldukları da netleşebilir. Fakat ideolojik gelişmeler çerçevesinde örgütsel hareketler olarak ortaya çıkmış, topluma liderlik eden bu yapılanma mutlaka vardır. Aksi bu ideolojiler hayat bulamazdı.

İdeolojik Kapitalist partinin ortaya çıkışı;

Kapitalizm ideolojisini ortaya çıkartan Rönesans öncesi hareketlerdir. Bu ideolojinin omurgasını diken o dönemin “düşünürler, felsefeciler” diye adlandırılan bir örgütlenme hareketidir. Kilise’nin düşünceye, bilime, insanlara karşı sergilediği katı ve acımasız tavır, Avrupa’da reform hareketlerini tetiklemiş ve kilise-devlet, kilise-halk çatışmasını başlatmıştır. Bu hareketlere öncülük eden Luther, Calvin, Protestanlıktır. Bu şahsiyet ve mezhepler yorum çeşitliliği yolu ile özgürlüğün ve çoğulculuğun değirmenine su taşıdı. Laiklik veya diğer adı ile Seküralizim bu süreçte yaşanan fikri ve siyasi çatışmalardan süzülerek ortaya çıktı. Ancak Lüther’ciliğin; insanı dışardan saran dinselliği silip, insanın özünü dinselleştirdiği kabul edilebilir. Kilisenin hayatın bütün alanlarına uyguladığı acımasız ve sert tutum, öze dönüş özlemlerinin tohumlarını atmış, siyaset ve bilim adamları halkı, kilise ve onunla birlikte hareket eden krala karşı örgütlemeye çalışmışlardır. Bunlara genel manada düşünürler, felsefeciler denmiştir. Daha sonra özel manada parti isimleri ile anıldıklarını görürüz. Fakat sıfatları ne oluşa olsun bu çalışmayı yapanların özelliği aynı idi. Nitekim bu çağrı Fransa’da ihtilali doğurmuş, egemenlik kraldan halka geçmiş ve kilisenin din istismarına son verilmiştir. Laiklik anlayışı ve uygulaması, sonuçta kilisenin ve kralların olumsuz tutumlarına karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu çatışmanın en son koptuğu nokta 1789 Fransız ihtilalidir.

Rönesans hakkında fazla izah ve yoruma gitmeyeceğim. Yalnız burada üzerinde durmak istediğim; kapitalist ideolojiyi hayata taşıyan Fransız/Rönesans inkılabıyla hedefine ulaştığını ve daha sonra bu hareketin misyonunu değiştirerek çalışmasına devam ettiğini görürüz. İnkılaptan sonra oluşan siyasi hareketler daha çok yeni oluşan ideolojilerini korumaya yönelik olmuştur. Burada iki siyasi parti örneği verelim:

-Kişi ve Vatandaş Hakları Savunucuları Topluluğu olarak bilinen Cordeliers Kulübü (1790) Topluluk aynı zamanda monarşi ve eski rejime karşı devrimci önlemler teşvik etmenin yollarını aramıştır. “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganının popülerleştirilmesine katkısı büyüktür.

-Jakoben Demokratik Kulübü. Fransız Devrimi’ nin en radikal belirleyici unsurudur. Maximilien Robespierre liderliğindeki bu kişiler, karşı devrimlerin ancak devletin zor rolünü gerçekleştirmesiyle ortadan kaldırılabileceğini savunmaktadır. Bu akım, Fransız Devrimi sonrasında kurulmuştur.(10)

Kapitalist ideoloji ortaya çıktıktan sonra kurulan ilk dönem partiler ideolojinin temelleri üzerinden hareket ederek koruma görevi yüklenmişlerdir. Bu hareketin parlamenter sisteme dönüşü 1966’dır. Yani ideolojik temeller üzerinde gelen laik siyasi parti kendisini 1966 yılına kadar koruyabilmiştir. Zamanla bu partiler yok olmuştur.  Daha sonra kurulan partilerin isimleri her ne kadar ideolojilerinin simgelerini taşısalar da (sadece düşüncelerine keskin girişimler olduğunda tepki gösterip ideolojik türden söylem ve savunmada bulunurlar) ideolojilerini koruyan siyasi parti olmaktan da çıkarak şahsiyet içerikli, menfaat öncelikli partilere dönüşmüşlerdir. Mesela; Cumhuriyet için Birlik partisi,  Demokrasi için birlik partileri gibi. Bunlar ideolojiyi korumakla ilgili düşüncelerden uzak daha çok menfaat, iktidar hırsı veya şahıslar etrafında toplanan partilerdir. Sadece Fransa’da şu an bu yönde hareket eden Sosyalist parti, yeşiller, Halk hareket birliği gibi 17 parti bulunmaktadır.

4-İdeolojik Komünizm partisinin ortaya çıkışı:

-Komünizm fikri Batı düşüncesinde Marx’tan ve Engels’ten çok önce oluştuğu iddia edilir. Antik Yunan’da zaten komünizm mülkiyet gelmeden önce toplumun tam uyum içinde yaşadığı, insanlığın “altın çağına” dair bir mitolojiyle ilişkilendirenler de var. Kimileri Platon’un “Devlet” adlı eserinin ve diğer antik kuramcıların bir çeşit komünal yaşam içinde komünizmi savunduğunu belirtir.

16. yüzyılda İngiliz yazar Thomas More Ütopya adlı incelemesinde, ortak mülkiyet üzerine kurulu bir toplumu tasvirlemiştir. 17. yüzyılda komünist düşünce İngiltere’de tekrar tartışma konusu oldu. Eduard Bernstein 1895’te yazdığı Cromwell ve Komünizm adlı eserinde İngiliz İç Savaşı içindeki grupların, özellikle de Kazıcıların (Diggers) açıkça komünist, tarıma dayalı düşünceleri desteklediğini ve Cromwell’in bu gruplara yaklaşımının olsa olsa değişken, sıklıkla da düşmanca olduğunu iddia eder.

Özel mülkiyet fikrinin eleştirisi 18. yüzyıl boyunca süren “Aydınlanma döneminde” de, Jean Jacques Rousseau gibi düşünülerle devam etti. Robert Owen gibi “ütopyacı sosyalist” yazarlar da komünist yazarlar sayılırlar. Sosyalizm kominal sisteme geçiş aşamasıdır. Sosyalizm devletçe temsil edilen sosyal kolektifliğe dayanır.(12)

Komünizm 19. yüzyılın işçi hareketiyle birlikte Avrupa’da yükseldi. Bu sırada Sanayi Devrimi ilerliyordu. Sosyalist eleştirmenler kapitalist iktisadın uygunsuz koşullarda şehirdeki fabrikalarda çalışan işçiler olan proletaryayı ve zengin ile yoksul arasında giderek açılan bir uçurumu ortaya çıkardığını gördüler. Aslında gerçek anlamda komünizm, 19. yüzyılın ortalarından itibaren filizlenmiştir. Komünizmin tabiri, Karl Marx ve Fredrih Engels’in ortak yapıtları olan Komünist Manifesto adlı kitapta açıklanmıştır. Bu çalışmayı yapanlara genel manada “yoldaş” ismi verilmiştir. Değişik sıfatlarla sosyalizm/komünizm çalışması yapanların sıfatları değişse de özellikleri aynı idi.

Rus komünizm Devrimi, 1917 yılının Ekim ayında Çarlık döneminin Geçici Hükümet’i ortadan kaldırılarak bir Bolşevik/Komünist hükümeti kurulmuştur.(11)

Menşevikler, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisinin 1903 yılında yapılan 2. Konferansında Lenin ile Julius Martov arasında yaşanan fikir ayrılıkları sonucu partinin bölünmesi sonucu ortaya çıkan iki gruptan birisidir. Komünizm ve sosyalizm terimlerinin kullanımları 1917 yılında Bolşevikler partinin ismini Rusya Komünist Partisi olarak değiştirdiklerinde ve sosyalist ilkelere bağlı tek parti rejimi kurduklarında değişti. Komintern’in faaliyetine rağmen, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Stalinist bir kuram olan “tek ülkede sosyalizm”i benimsedi.

Komünizmin uygulanma süreci ise o kadar uzun boylu olmamıştır.  1989’ta komünizm ideolojik olarak çökmüştür. Şu an birçok ülkede komünist partiler bulunsa da bunlar ideolojik seyir içerisinde olmayıp daha çok sınırları içerisinde kaldıkları ülkelerin ulusalcı düşüncelerin tesirinde hareket etmektedirler.

5- İlk İslam İdeolojik siyasi kitle/partisi; sahabe/ashab.

Burada iki hususu pekiştirerek meselenin açılımına geçmek istiyorum.

İlki semavi dinlerden kaynaklanan çözümler dönemi ki; bu dönemler insanlar sapıttıklarında veya toplumlar bozulduklarında o toplulukları düzene koymak için Allahu Teala tarafından gönderilen peygamberler mevcuttur. Bunun yanında bozulan toplumlarda öne çıkan çözüm arayışları ilahi kuvvetin tesiri altındadır. Yani sapıtsalar da, kendi anlayışlarına göre tahrif ettikleri dini tesirin etkisinde bozuk düşüncelerle yaşamlarını düzenlemeye gitmeleridir. Sahte peygamberlerin olması, kralların kilisenin tesirinde kalmaları gibi… Bu durum seküler/dinden bağımsızlaştırma dönemine kadar böyledir.

-İkincisi sekülerizm (Sekülerizm, din merkezli veyahut dinî öğeleri sosyal, hukukî ve siyasî anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine, bunları sosyal, hukukî ve siyasî kümeden ayıran bir yaklaşımı tanımlar. Daha geniş bilgi için http://sekulerizm.nedir.net.tr/sitesine bakabilirsiniz.) düşüncenin insanlık üzerindeki etki ve tesiridir. Seküler anlayışa geçişle/Rönesans’ın doğması/laikliğin ortaya çıkması ile dünya tarihinde hiç görülmemiş bir şekilde insanlık en karanlık bir süreç içerisine girmiştir. Seküler anlayış semavi anlayışı yok etmeyi hedefleyen bir düşünceye sahiptir.  Onun için ilahi/vahye dayalı düşünce öne çıkartılıp seküler düşünce yıkılmadıkça insanlık rahat yüzü göremeyecektir.

Şunu çok açık bir şekilde üstüne basarak ifade edelim ki; İslam bir ideolojidir. Bu ideolojinin kaynağı ilahi, vahye dayalıdır.

Cahiliye döneminde yaşanan rahatsızlık, çözümsüzlük,  kargaşa, kabile savaşları insanları bir arayışa itmişti. O dönem beklenti bir peygamberin gelip ortalığı düzelteceği inancıydı. Bu inanç çerçevesinde insanlar ne zaman ve kimin olacağı konusunda daha çok konuşuyorlardı. Bu topluluklara vahiy hitap etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ile başlayan vahyin hayata indirilişi ile topluluklar İslam ideolojisiyle tanışmaya başladılar. Bu işi, ilk ideolojik siyasi kitle hareketiyle Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem kendine tabi olanları vahyin ışığında örgütlemeye başladı. Ashab/sahabe kitlesi olarak ta adlandırılan bu ideolojik siyasi kitle hareketi dar-ul bin Erkam’ın evinde faaliyetlerine başlamış Hz. Ömer Radıyallahu Anha’nın Müslüman olması ile Kâbe’ye yürüyüşle açığa çıkmıştır.(13)

Mekke’de bu ideolojik siyasi hareketin iki safhasını görüyoruz:

-Birincisi; eğitim, kültürlendirme, fikri ve ruhi hazırlık dönemi,

-İkincisi; davetin yayılması ve mukavemet, karşı koyma dönemiydi. (14)

Arap yarımadasında dalga dalga yayılan İslam ideolojisi daha sonra bu siyasi kitle hareketi eli ile Medine’ye ulaştı. Medine’de Es’ad bin Zürare’nin evinde kalan Mus’ab bin Umeyr Radıyallahu Anha birer ikişer gelen Medinelilere İslam’ın esaslarını anlatıyor ve bu ideoloji etrafında onları örgütlüyordu.

Burada kısaca sahabe hakkında açıklama yaparsak; Sahabe; Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’i gören, O’na iman edip kendisiyle birlikte hareket eden ve bu inancını koruyarak vefat eden kimseye sahabe denir.(15)

‘Sahabi, Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’le sohbeti uzun, ona tabi olmak, ondan almak yoluyla onunla oturumu çok olan kimse üzerine vaki olan bir lafızdır.’(16)

Ashab: 1. Sahabi’nin çoğulu. 2. Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’i görüp ona tabi olan kişi. İnsanlık aleminin en seçkin simaları ve örnek neslidir. (17) Allahu Teala onlar hakkında şöyle buyurdu:

وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“Muhacirlerden ve Ensar’dan o ilkler, o önde gidenler ve birde ihsan şuuruyla onlara tabi olanlar var ya, Allah onlardan razı, onlarda Allah’tan razıdır.  Allah onlar için, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları Cennetler hazırlamıştır. İşte bu en büyük kurtuluştur.”(18)

Ashab-ı kiram; yüce sahabeler manasındadır.  “Sahabe Asrı” denen bir döneme damgalarını vurdular. “Sahabe Asrı” Hz. Peygamber’in vefat yılı olan hicri 11 (632) tarihinde başlar ve en son vefat eden sahabi olarak bilinen Ebu’t-Tufeyl Amir b. Vâsile İbnü’l-Eskâ’nın hicri 110 (728) yılında vefatıyla sona erer.(19)

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların çoğalacağını ashab kitlesinden olanların azalacağı hakkında şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! İnsanlar çoğalıyor ancak Ensâr azalıyor. Hattâ yemekteki tuz kadar azalacaklar…” (20)

Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurdu:

 “Allah, ashabımı nebiler  ve Rasuller dışında alemlere tercih etti.(21)

Bütün bunlardan açığa çıkıyor ki; haklarında övgünün katî delille geldiği kimseler sadece sahabelerdir.(22) Yine Ashabın önemi hakkında Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle bahsetmektedir:

Peygamber Efendimiz (sav), Halid b. Velid’i Mekke’nin etrafına seriyyeye gönderdi. Halid b. Velid ile Abdurrahman b. Avf arasında bir tartışma olmuştu. Bu olay üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu. Dur, ya Halid, bırak ashabımı, vallahi şayet senin Uhud dağı kadar altının olsa, sonra onu Allah yolunda harcasan, ashabımdan bir adamın ne bir kere sabah yürümesine, ne de bir kere akşam yürümesine kavuşamazsın. (23)

İşte Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem değişimi gerçekleştirmek için önce ashap kitlesini kurmuştur.

Mekke’den hicret eden cefâkâr Muhacirlere kucak açıp onlarla bütün imkânlarını cömertçe paylaşan, Rasûlullâh Sallâllâhu Aleyhi Ve Sellem’e yakınlık göstererek davasına destek olan vefakâr Medineli Müslümanlara “yardımcılar” manasına gelen “Ensâr” ismi verilmiştir. Ensar’dan tek bir şahsı ifade etmek üzere “ensârî”; onların tamamını veya çok sayıdaki ensârîyi ifade için de “Ensâriyyûn” tâbirleri kullanılmıştır. Bu manada bazen ensar, bazen muhacir kelimeleri kullanılmıştır. Bunlar Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in kitlesinden olan kişilere genel manada kullanılsa da bunların özelleştirildiği ve cemaatim manasında kullanıldığını da görüyoruz. Nizamın ilklerinden/ilk kurucularından olduklarından dolayı o gün Müslüman olanların hakkında genel bir tabirle sahabe denmiştir.

Ancak gelen hadislerde genel ifadeden özel ifadeye geçişleri de görmek mümkün. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyuruyor:

“Sizlere Ensâr’a iyi muâmele etmenizi tavsiye ederim. Onlar benim cemaatim, sırdaşlarım ve eminlerimdir. Üzerlerine düşen vazifeleri hakkıyla yapmışlardır. Hizmetlerinin karşılığı ise henüz tam olarak ödenmemiştir. (Âhirette fazlasıyla ödenecektir.) Bu sebeple onların iyilerine iyilikle muamele edin, kötülük yapanlarını da affedin.” (24)

Allahu Tealanın Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem İslam kültürü ile iyiden iyiye yoğrulmuş olan sahabelerden bir ideolojik siyasi kitle hazırlayıncaya kadar sürekli gayret gösterdi.(25) Bu da gösteriyor ki;

a-İslam ideolojisi vahiy kaynaklı olup diğer ideolojilerin ortaya çıkış şeklinden ayrışıyor. İnsan fıtratına uygun olması da buradan kaynaklanıyor.

b-Bu kitlenin bir peygamber eli ile tesis edilmesidir.

Resulullah’ın Mekke’de başlattığı bu hareket ilk İslam ideolojik siyasi kitle hareketi/partisidir. Bu parti Hazreti Osman Radıyallahu Anha zamanına kadar Medine’de varlığını devam ettirmiştir. Hazreti Ömer Radıyallahu Anha zamanında bu kitle Medine’nin dışına çıkarılmamıştı. Yani “ashap kitlesinden” olanların çıkışına izin vermemişti. Bu gurubun dışında kalanlar için engelleyici bir uygulama yoktu.. Hz. Ömer sahabenin önde gelenlerine Medine dışına çıkma izni vermiyordu. Çünkü sahabenin yeni fethedilen bölgelere dağılmasından, böylece Kur’an’ı ve Resulüllah’ı anlayan ve aktaran kaynağın kurumasından, siyasi bir partinin yok olmasından korkuyordu. Çünkü o kitle muhasebe görevini üstlenmiş, onların siyasi muhasebeleri devletin sağlıklı yürümesinde büyük rol oynuyordu. “Medine’de kalması emredilen Ensar’dan bir sahabe gelip, Medine dışına çıkmak için izin isteyince, Hz. Ömer şu cevabı veriyordu: Hz. Peygamber döneminde katıldığın cihatlarla büyük sevaplar kazandın. Bugün, ganimet elde etmektense yakınımızda bulunman senin için daha hayırlıdır.”(26) Fakat Hz. Osman sahabenin Medine’den çıkmalarına müsaade etmiş, onlara yumuşak davranmıştı. Şa’bi şöyle aktarmıştı: Hz. Osman halife olduğunda Medine’deki sahabeye oradan çıkmasına engel olmamış, Sahabenin her birisi farklı vilayetlere dağılmıştı. (27) Kitlenin bir birleri ile olan organik bağı kopunca bu sahabeler dağıldıkları yerlerde farklı işlere yöneldiler. (28)

Daha sonra ashabın kitlesi üzerinden siyasi kitleleşmenin devam ettiğine dair rivayet yoktur. Buradan kastımız ideoloji üzerine kitleleşen bir partinin varlığıdır.

Hilafetin ikame edildi süreç içerisinde her ne kadar cemaatler, siyasi kitleler var olmuşlarsa da bunlar gerçek manada ideolojik eksenli siyasi çalışma yapan kitleler olmaktan uzaklaştılar. Cemaatler olmuş, siyasi çıkışlar olmuş, vakıflar kurulmuş, medreseler açılmış, alimlerin yönetimlerle atışmaları olmuş ama bunların hiç biri ideoloji içerikli siyasi parti şeklinde olmamıştır.

İslam ideolojisinin uygulanır olması, İslam toplumu olduğu göz önünde bulundurularak belki de bundan dolayı ideoloji içerikli siyasi parti kurma arayışına gidilmemiş veya zihinlerde canlanmamış olabilir. Veya çeşitli şekillerde ma’rufu emretme, münkerden nehyetme işinin yürüyor olması veya zannedilmesinden dolayı da olabilir. İdeolojik siyasi bakışın zayıflaması çöküntüyü hızlandıran etkenlerdendir.

Ma’rufu emretme, münkerden nehyetme işinin sağlıklı yürümemesi, dönem dönem aksaması, son dönemler ise devleti muhasebe işinin ümmet tarafından terk edilmesi de en büyük etkenlerdendir. Ancak uygulamalardaki aksaklıklar ıslah edilmeli ve bu doğrultuda muhasebe işini yürütecek ideolojik eksenli siyasi partiler olmalıydı. Eğer olsa idi ümmet bu günkü konuma düşmez Hilafet devleti de yıkılmazdı. Buradaki süreci hızlı bir şekilde geçerek yakın tarihimize doğru gelmek istiyorum.

Dönem dönem İslam devletinde düşmeler ve kalkmalar olmuştur. Fakat İslam devletinin son dönemlerine doğru kurulan partiler dikkat çekicidir. Bunlar daha çok batının etkisinde kalan siyasi oluşumlardır. Bilindiği üzere siyasette faydalanma olmaz. Bu medeniyetten kaynaklanan eşyalar üzerinde faydalanma gibi değildir. Siyasette işler herhangi bir ideolojik esas üzerine yürür. Tesir ve etkilenme başladı ise o partiler için ideolojilerinden sapma başlamış demektir. Veyahut doğrudan yabancı ideolojilerin tesirinde kalmış demektir. Velhasıl öyle de olmuş. Bunlardan bazıları;

1889’da İttihad Terakki partisi, 1908’de Osmanlı Ahrar partisi, 1911’de Hürriyet ve İtilaf Fırkası, 1920’de Türkiye Komünist fırkası…(29)

Bunların yanında Osmanlı Hilafet devletinde kurulan partilere bakıldığında bu partilerin köklerinin İslam’dan uzak ve Müslüman şahsiyetlere dayanmadığı, batı kültürü aşinası ve ajanlarından oluşan kişilere dayanıyordu.

Burada dikkati çeken husus dağılmakta olan İslam devletini ıslah etmek için partilerin İslam ideolojisi çerçevesinde siyasi çalışma yapmaları gerekirken her şeyi batı eksenli düşünüyor olmalarıdır. Buradan şu soru ortaya çıkıyor: Ümmet ideolojik bir sorun mu yaşıyordu ki batıdan ideoloji ithal edilmeye kalkışıldı? Oysa ortaya çıkan etkenler arasında ümmetin temelde İslam dışında ne bir ideolojik isteğine rastlanır ne de arayışına. Dışarıdan bizlere yansıtıldığı gibi de değildi. İslam bizi geri bıraktı diyenler batının kültürel tesiri altında kalan birkaç zavallı idi.

“Onlar ferdî uyanışlarının merkezini ferdî maslahatlar olarak kabul ettiler. Bundan dolayı -ideolojileri olan- tabiî uyanış merkezini kaybettiler. Tabiî uyanış merkezini kaybetmeleriyle ne kadar ihlaslı olurlarsa olsunlar, çaba sarf ederlerse etsinler çalışmalarının başarıya ulaşması imkanını da kaybetmiş oldular. Çünkü umumi uyanışlarının merkezini de yabancı devletler olarak kabul etmişler ve böylece siyasî hareketlerin liderleri tabiî uyanışlarının merkezini kaybetmiş bulunuyorlardı. Ümmet de doğal olarak kendisi için tabiî olan bu merkezi kaybetmiş oluyordu.”(30)

Evet, ümmette fikri seviye düşmüştü. Buna rağmen içeride ideolojik bir tartışma yaşanmıyordu. Yani; “İslam yetersiz kaldı yeni bir nizam arayalım veya biz de laikliğe geçiş yapalım” diyen bir ümmet yoktu. Veya böylesi bir iddia ile çıkan, ümmetin kendisine ait, ideolojik temel üzerine örgütlenmesi de yoktu. Bu tip partilerin hepsi Batının İslam devletini yıkmak için kullandığı projenin birer parçaları idiler. Velhasıl bunlar eli ile Osmanlı Hilafet devleti yıkılmıştır.

Şu bir gerçek ki İslam ideolojisinin temelleri nizamın kendisinden fışkırdığı akli akideye “ideolojiye” bağlıdır. Yani onun akıl üzerine bina edilmesi “onun, insan fıtratında mevcut aczi ve düzen sahibi olan yaratıcıya ihtiyacı kabul eder olması, diğer bir tabirle, dindarlık içgüdüsüne uygun olması demektir.”(31) Herhangi bir ideoloji akıl üzerine bina edilmemiş ise; madde yahut orta çözüm üzerine kurulmuş demektir. Bu temelden hareket edildiğinde İslam ümmeti için yeni bir ideoloji arayışına girmek demek olur ki buda akideden sapmak anlamına gelir. Daha açık bir ifade ile kafir olmak demektir. Ki; böylesi bir durumu İslam aleminin fikren en zayıf kaldığı dönemde dahi görmek zordur. Öyle ki; İslam akidesi onları çepeçevre kuşatmıştır.

Sorun İslam ideolojisinden kaynaklansa idi toplum ideolojisinden vazgeçer ve de bunu ideolojik arayış şeklinde dillendirirdi. Eğer inançlarından dönmüş olsalardı küfre teslim olurlar veya yeni bir ideoloji ve bu ideoloji eksenli ideolojik siyasi bir partinin doğuşu esas alınır onun etrafında devrim hareketleri doğardı.  Bunların hiç biriside gerçekleşmedi ve de onlar inandıkları İslam dininde sabit kaldılar

Tek bir sorun vardı oda; düşüşten sonra nasıl kalkınmanın gerçekleşeceği meselesiydi. Kalkınmanın felsefesi, doğru kalkınmanın nasıl olacağı ümmette bir muamma idi… Bu hususta; sınırlandırılmamış genel bir düşünceye dayanıyorlardı, düşüncelerini uygulama metodunu bilmiyorlardı, sahih bir irade ve uyanıklığın yerleşmediği kişilere dayanıyorlardı ve şahıslar arasında doğru bir bağ bulunmamaktaydı.(32) Bu işi yapacak ideoloji eksenli siyasi bir partinin olmayışı idi.

Neticede, 1923 Hilafet kaldırıldıktan sonra kurulan devletçikler ve onların üzerine tatbik edilen nizamlar ümmetin isteği doğrultusunda gerçekleşmiş ideolojik değişim değildir. Bunlar uzun mücadeleler neticesinde, Müslümanlar üzerinde çok çeşitli oyunlarla, kandırılarak ve zorbalıkla uygulamaya konan, zorla benimsettirilmeye çalışılan sistemlerdir. Bu karton devletçiklerde kurulan siyasi partilerde ümmetin ideolojik devrim veya değişim için örgütledikleri veya ortaya çıkarttıkları siyasi partiler değildir. Hatta bunlar İslami görünümlü partiler olsalar da İslam ideolojisini temel alan siyasi partiler değildir. Bunlar ümmetle küfür devletleri arasında ideolojik çatışmayı engelleyici misyona sahip kurdurulmuş partilerdir. İslam ile doğrudan ideolojik çatışmaya girmek istemeyen bu devletler gerçekleştirmek istedikleri planlarını bu partiler üzerinden yaparlar. Bu partiler de doğrudan İslam ile yüzleşmekten korkarlar. Onlar biliyorlar ki İslam ideolojisi karşısında tutunacak fikri güce sahip değillerdir. Bu, şu an Türkiye’de var olan, faaliyette bulunan siyasi partiler için de böyledir. Diğer İslam beldesindeki siyasi partiler de böyledir.

Yani Türkiye devleti nasıl ki ideolojik bir devlet olarak ortaya çıkmadı ise onun altında kurulan siyasi partiler de ideolojiyi temel esas kabul ederek ortaya çıkmış değillerdir. Örneğin; Türkiye’de Cumhuriyetçi halk partisi, Mısırda Arap milliyetçiliğini sosyalizmle buluşturan Nasırcı hareket ideolojik eksenli değillerdi.

Geçmişte ve bu günkü yaşanan sancılardan anlıyoruz ki İslam ümmeti yeniden kalkınmak istiyor ve bu kalkınma isteğini de yeniden kendi ideolojisi/İslam  ile gerçekleştirmek istiyor.

Şu bir gerçek ki hakiki manada ümmet ölmemiştir. İman üzerindeki külleri kaldırdığında bu ümmetin neler yapabileceğini gördük. İşte bu öldü denen ümmet Hizb-ut Tahrir gibi siyasi bir kitleyi ortaya çıkartmıştır.

6-İslam İdeolojisini hakim kılmak isteyen ikinci İslami ideolojik siyasi kitle/parti:    

Neden ideolojik siyasi bir parti gerekli diye sorulacak olursa; çünkü İslam ideolojisi ile bağlar kopartılmıştır. İslam hayattan uzaklaştırılmıştır. Müslümanlar arasındaki alakalar başka nizamlar üzerine mebni kılınmıştır. Bu noktada İslam fikirlerini hayatta yeniden tesis edecek olan ideolojik siyasi partidir. Dolayısı ile burada herhangi bir partiye değil ideolojik siyasi partiye ihtiyaç vardır. Nitekim bu süreci başlatacak ideolojik siyasi partiyi ümmet bağrından çıkartabilmiştir.

Burada bu partinin yapılanmasına değinmek gerekir.

Yeni bir dönem, sınırları aşan, ideolojik çatışmayı başlatan, ideolojik temeller üzerine oturmuş yeni ideolojik siyasi parti olan Hizb-ut Tahrir den bahsedeceğiz.

İşte, bu süreçte, 1950’li yılların başlarından bu yana -Osmanlı Hilafeti’nin yıkılışının üzerinden yaklaşık otuz yıl geçtikten sonra- Şeyh Takiyyüddin en-Nebhani, İslâm’i hayatı yeniden başlatmak ve Hilafeti yeniden kurmak üzere Şam topraklarında yer alan Beytü’l Makdis’de, İslâm ideolojisine göre kurulu, İslâm akidesine ve bu akideden kaynaklanan düşüncelere sımsıkı bağlı, sahih bir ictihad ile istinbat edilmiş Şer’î hükümleri benimsemiş, İslâm Devletinin ve Hilafetin yeniden kurulmasında Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in takip etmiş olduğu metodu esas alan bir parti kurdu. (33)

İslam ideolojisini ideolojik bir şekilde ele alan ve ideolojik siyasi bir kitle/parti teşekkül eden Hizb-ut Tahrir kurulana kadar ümmet bu tarzda, Rasulleri SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kitlesi dışında bir kitle/parti görmedi. “Hizb-ut Tahrir; ne ruhaniyetçi, ne ilmî, ne akademik ne de hayır işleriyle uğraşan bir kitle olmayıp siyasî bir kitledir. İslâm düşüncesi, onun cisminin ruhu, nüvesi ve hayatının sırrıdır.” (34)

Şüphe yok ki her yolun bir rehberi vardır. Nitekim ne zaman ki bu yolun sâlikleri, Kerîm Rasulleri SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in başladığı gibi başladıklarını ve onun ilerlediği gibi ilerlediklerini gördüler, işte o zaman Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ulaştığına ulaşacaklarına ve vaad ettiğini gerçekleştireceklerine kânî olmayı hak ettiler ki o, «خلافة راشدة على منهاج النبوة» “Nübüvvet Minhâcı üzere Râşidî Hilâfet”tir.

Şeyh Takiyyuddîn kendisini, Hicrî dördüncü asırdan beri ortaya çıkan partileri, hareketleri ve örgütleri derinden titizlik ile araştırmaya verdi. Üslupları, fikirleri ile yayılma veya başarısızlık sebeplerini araştırdı. Fazîletli âlimlerden, gözde kadılardan, bariz fikrî-siyasi şahsiyetlerden bir topluluğu (Kalkilya’dan Ahmed ed-Dâ’ûr; Lad ve Rimle’den es-Seydân Nimr el-Mısrî ve Dâvud Hamdân; el-Halîl’den AbdulKadîm Zellûm, Âdil en-Nablûsî, Ğânim Abduh, Munîr Şekîr, Şeyh Es’ad Beyûd et-Temîmî ve diğerleri) İslâm esasına dayalı siyasi bir hizbin inşasına ikna edebilinceye kadar temaslarını ve tartışmalarını sürdürmüş, kendilerine hizbi kadrolaşmayı ve bu hizbe kültürel donanım olabilecek fikirleri arzetmeye başlamış, nihâyet fikirleri bu âlimler nezdinde rıza ve kabul görmüş, artık siyasi faaliyeti, Hizb-ut Tahrir’i teşkil ederek taçlandırmıştır.

1952 yılının Kasım ayının on yedisinde (17.11.1952) siyasi parti kurma ruhsatı almak maksadıyla Ürdün İçişleri Bakanlığı’na resmî talep ile Hizb’in müessis üyelerinden beş kişi öne çıktı. Onlar şu kişilerdi:

  1. Takiyyuddîn en-Nebhâni/Hizb’in Başkanı
  2. Dâvud Hamdan/Başkan Yardımcısı ve Hizb Sekreteri
  3. Ğânim Abduh/Mâlî Sekreter
  4. Dr. Âdil en-Nablûsî/Üye
  5. Munîr Şekîr/Üye

Osmanlı Cemiyetler Kânunu’nda talep edilen yasal prosedürleri tamamladı. Hizb’in merkezî el-Kuds idi ve bu kânuna göre “bilgilendirme ve haber verme” işlemini yaptı.

Hizb, esasi nizamnamesine/temel tüzüğüne ek olarak beyanını Hükümet’e sunması ve bundan önce 14.03.1953 târihli 176 sayılı es-Sarih Gazetesi’nde keyfiyetin yayınlanması ile Hizb-ut Tahrir, H. 28 Cumâdâ es-Sâniye 1372 el-muvâfık M. 14 Mart 1953 Cumartesi günü itibariyle yasal bir parti haline geldi ve yürürlükteki Osmanlı Cemiyetler Kanunu’na göre partisel faaliyetlerini yerine getirme ve tüm partisel çalışmalarını yürütme salâhiyetlerine sahip oldu.

Takiyyuddîn en-Nebhâni, Âlim AbdulKadîm Zellûm, Şeyh Atâ Ebu’r Raştâ O üçüdür ki Allah onların eliyle şu üç şeyi tamamlamıştır:

Birincisi; kurdu ve kitleleştirdi,

ikincisi; etkinleştirdi ve duyurdu,

üçüncüsü; Nusret istiyor ve Allah’ın izniyle inşallah en yakın zamanda usret bulacaktır. Bu hususta daima ümitvarız ve Allah’a olan güvenimiz sonsuzdur.

Hizb-ut Tahrir “madde yahut orta çözüm üzerine” bir ideoloji ile ortaya çıkmış değildir. O akli akideyi içeren/kainat, insan ve hayat ile bu dünya hayatının öncesi ve sonrası, dünya hayatının öncesi ve sonrası ile olan ilişkisi hakkında külli bir düşünüş içeren bir ideoloji ile yola çıkmıştır. O da İslam ideolojisidir. İslam ideolojisinin ilk kitleleşmesinde olduğu gibi bu kitlenin ortak yönleri;

-İnsan ürünü ideolojiler değil Vahy temelleri üzerine kurulmuş olan bir ideoloji esas alması,

-İdeolojik kitlenin Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in davet çalışmasını dakik bir şekilde gören bir müçtehidin yaptığı içtihatlarla tesis edilmesi, yani Şer’i esaslar üzerine kurulmasıdır.

Ayrıca bu parti yeni bir ideoloji ile ortaya çıkmadı, hayattan kaldırılmış bir ideolojiyi yeniden hayata hakim kılmak için çıktı. Onun için İslam ideolojisini esas almış, İslam ideolojini hakim kılmak isteyen İslami siyasi bir partidir dedik.

Allâme, Muceddid, Hizb-ut Tahrir’in Müessisi Takiyyuddîn en-Nebhânî Ümmet’in izzetli olduğu ilk dönemine geri dönüş projesini ortaya attı, ardından her bir yana İslâm’ın hamiyetini yaydı, adam gibi adamların kalplerini Akîdenin nuru ile aydınlattı. Hem Allah’ın vaadine güveni tazeledi, hem İslâm nizamına güveni tazeledi, hem de varlık sahasına, -kaçınılmaz, tatbik edilir ve diğer tüm dinlere üstün gelecek bir risâlet olarak- kesinlikle geri döneceğine güveni tazeledi. Nitekim böylelikle kültürlendirmede, Hz. Muhammed Mustafâ SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in adımlarını izleyerek, Sahâbe kitlesinin sîretini yinelemek üzere kuvvetle adım atacak bir Hizb inşa etmeye çalıştı. Ardından seyirde istikâmet, idarede salâbet/metanet/ciddiyet ve Akîde’de sebât üzere dâveti taşımaya muktedir, seçkin İslâmî şahsiyetler çıkarttı.(35)

Bu gün İslam’ı yeniden hayata getirmek için çalışanlara genel manada “İslam davetçileri” ismi verilmektedir. Bu manada İslam davetini taşıyanların belli sıfatları bulunsa da davetle ilgili özellikleri üzerinde barındırır olması çok önemlidir.

Özellikleri ile alakalı Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu;

Ümmetimden, Allah’ın emrine göre hareket eden bir topluluk sürekli olarak var olacaktır…” dediler ki onlar neredendirler? Dedi lki; Bey tül-Makdisten ve ona tabi olan yerlerdendirler.”(36)

Din, garip olarak başladı ve garip olarak döner. Benden sonra insanların bozduğu sünnetimi düzeltecek olan gariplere ne mutlu.” (37)

Bu ve bunun yanında diğer hadislerde bahsedilen hususları bu parti yapıyor. İnşaAllah bu hadisler bu kitleye intibak eder.   Ve de bu partinin davetini yüklenen kişiler de hadislerde belirtilen “gariplere ne mutlu” övgüsüne mazhar olurlar. Allahu Teala bizleri hadislerde bahsedilen o guruptan olmayı nasip etsin.

İşte Hizb’in benimsediği bu kültür, hem dâveti taşıyanlar için, hem de Ümmet için bir azık teşkil eder ki Ümmet onlarla yükseklerden yükseklere yükselir. İşte bugün Hizb artık, Allah’ın fadlı ve inâyeti ile, Hilâfet’in kapısını çalmaktadır. Arkasındaki Ümmet de bakışlarını her an o kapının açılmasına çevirmiş durumdadır. (38)

 …قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَاْ وَمَنِ اتَّبَعَنِي

“De ki; Benim yolum budur. Ben ve benimle olanlar (grubum) Allah’a basiretle (tam idrak ve kavrayışla) davet ediyoruz…”(39)

— 0 —

Kaynaklar:

1-Doğru kalkınma Ahmet el-Kasas s.79

2-Hizbi Kitleleşme Takıyyüddin E Nebhani s.17

3-Doğru kalkınma Ahmet el-Kasas s.82

4-İslam Nizamı Takıyyuddin en-Nebhani 8. Baskı s. 26

5-Doğru kalkınma Ahmet el-Kasas s.82

6-Hizbi Kitleleşme. Takıyyüddin E Nebhani s.8

7-Hizb-ut Tahrir h. 1372-m.1953 broşür s.8

8-Hizbi Kitleleşme. Takıyyüddin E Nebhani s.8

9-“Benimseme” (broşür). Hiz. Kit. Not. S. 16

10-http://sunar.canalblog.com/archives/2014/04/09/29629081.html

11-https://tr.wikipedia.org/wiki/Rus_Devrimi_(1917)

12-http://www.kimokur.com/PortreDetay.aspx?pId=140 T.en Nebhani K.

13-İslam Devleti Takıyyüddin En Nebhani s.16

14-Age. S. 33

15-İbn hacer, el İsabe

16- İslami Şahsiyet c.3 s.335…

17-http://www.nedirnedemek.com/ashab-nedir-ashab-ne-demek

18- Tevbe,9/100

19-http://www.sonpeygamber.info/sahabe

20- Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 11

21-El-Bezzâr tahriç etti.

22- Şahsiye c.3 s. 310

23-Sireti İbni Hişam c.1

24-Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 11

25-Doğru kalkınma s.162 Ahmet el-Kasas 2007 k.değişim y.

26-Târihu’t-Taberi, c. V, s. 414

27-Age.

28-Age.

29-http://tr.wikipedia.org (Osmanlıda siyasi parti listesi)

30-İslami Devlet Takıyyüddin E Nebhani s.272 Köklü D. Yayınları

31-İslam Nizamı Takıyyuddin en-Nebhani 8. Baskı s. 28

32- Hizbi Kitleleşme. Takıyyüddin E Nebhani s.1

33-İslam D. Taşımanın Zorunlulukları ve Sıfatları M. A. Uveyda s.106

34- Hizb-ut Tahrir h. 1372-m.1953 broşür s.6

35- Mescid-il Asa’dan bir nurun doğuşu:Hizb-ut Tahrir’in yola çıkışı

36-Ahmed bin Hanbel Müs. 21361

37- Tirmizi K. İmran; 2554

38- Mescid-il Asa’dan bir nurun doğuşu:Hizb-ut Tahrir’in yola çıkışı

39- Yusuf: 108

 

Not: bu makale 9/6/2017’ de tekrar güncellenmiştir.

Görüş ve sorularınızı [email protected] adresine iletebilirsiniz.

 

Ayrıca...

yazar

Elhamdülillah… Bu Ümmet Büyük Bir Felaketi Daha Atlattı…

Tahir Şanlı Ne kadar güçlü bir ümmet! Elhamdülillah!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir