Home / News / YAZARLAR / Mehmed Aydın / Suriye Kıyamı Hainleri İfşa Etmeye Devam Ediyor!
yazar

Suriye Kıyamı Hainleri İfşa Etmeye Devam Ediyor!

Suriye kıyamı ile alakalı birçok makale kaleme alındı ve nacizane bizde bu konu ile alakalı bir çok makale kaleme aldık. Her defasında bir umut ile kafirlerin zelil, Müslümanların ise muzaffer olmasını arzuladık. Oynanan her türlü oyununun arkasında kafirleri zaman zaman dolaylı olarak bazen ise aşikar bir şekilde gördük. Kafirlerin bölgede ki  tüm ajan devletlerinin 100% seferber olduklarına şahit olduk. Bazıları muhaliflerin safında bulunduğunu iddia ederken diğerleri rejimi destekledi. Onlarca ülkenin savaş uçakları Suriye’nin semalarını işgal etti ve her gün onlarca bomba ile Suriye’nin cesur Müslüman halkı sabaha uyanmak zorunda kaldı. Akşam uyumaya çalıştığında ise her defasında atılan mermi sesleri ile ve tonlarca ağırlıkta olan bombalar ile uykusu bölündü. Her ailenin birçok ferdi öldü veya yaralanarak gazi oldu. Açlıktan yenilmemesi gereken şeylerin yenildiği günler, haftalar veya aylar birbirini takip etti. Tüm dünyanın ve bilhassa tüm İslam aleminin gözü önünde olduğunu ve yardım etmek bir yana sınır kapılarını kapattığı ve onlarca sinsi entrikalarla kendileri ile dalga geçildiği görüldü ve hissedildi.

Tüm bunlar olurken bir şey kesinlikle olmadı. Samimi Müslüman halkın teslim olması ve kafirlerin emrine boyun eğmeleri kesinlikle gerçekleşmedi. Lakin Müslümanların belini büken ve kafirlerin başaramadıkları o zillet, İslam beldelerinin başında bulunan hain yöneticilerin eli ile gerçekleşti. Bu hainlerin en başında Suudi Arabistan ve Türkiye var. Yine hacmi küçük lakin etkisi büyük olan Katar var. Bunların haricinde ihanetinden şüphe duyulmayan İran, Lübnan’da (Hizbul-İran’da) mevcut. Lakin ihanetin en büyüğünü ve belki de Suriye kıyamının adeta belini büken hain hamle Fırat Kalkanı yalanı ile başlatılan Halep’i kafirlere peşkeş çekme operasyonu olarak bilinen Erdoğanlı Türkiye’nin hamlesi oldu. Fırat kalkanı bahanesi ile mücahitler kuzeye Fırat’ın batısına çekildi. Buna mukabil Halep ve civarı İran askerleri ile dolduruldu. Yine Rusya’nın acımasızca bombardımanı başladı. Ve çok geçmeden Türkiye’nin televizyon kanalların da katliam görüntüleri bilinçli olarak yayınlandı ve Müslümanların acilen Halep’i terk etmeleri haberi her gün saatlerce verildi. Bu konuda Türkiye sözde taşın altına elini koymaya hazır olduğu yalanı yayıldı ve adeta yangından mal kaçırırcasına Halep’ten tüm Müslüman halkı ve mücahitleri kaçmaya zorladı. Müslümanların ve mücahitlerin bir çoğu İdlib’e gönderildi.

Şimdi ise yani Halep ihanetinden takriben 7 ay sonra İdlib boşaltılmak isteniliyor ve Suriye genelinde şu ihanetten açıkça söz ediliyor: ‘’ Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, “Muhtemelen İdlib bölgesinde ağırlıklı olarak bizler ve Ruslar, Şam etrafında ağırlıklı olarak Rusya-İran, güneyde Deraa bölgesinde Ürdün’ün ve Amerikalıların içinde yer alacağı bir mekanizma üzerinde çalışılıyor. Hatta Rusların bir önerisi var, belki Kırgızlar, Kazaklar belirli sayılarda güç gönderebilirler” (CNN-Türk /22.06.17)

Bu aslında şu anlama geliyor. Türkiye başından beri Suriye kıyamında ABD, Rusya ve İran ile beraber hareket ederek Müslümanların egemen olmaması için sonuna kadar mücadele ettiği anlaşılıyor. Maalesef bu gerçekler gün gibi ortada olduğu halde bilhassa Türkiye’de yaşayan Müslümanlar reel politika ile o kadar meşgul edilmektedirler ki, gözünün önünde gerçekleşen hakikatleri göremiyorlar. Halbuki Afganistan, Irak, Yemen ve Suriye’de milyonlarca Müslümanın kanı eline bulaşmış olan ABD, Çeçenistan, Dağıstan, Orta Asya ve Suriye’de milyonlarca Müslümanın kanı eline bulaşmış olan Rusya ve tarihten beri Sünni Müslümanları düşman bellemiş olan Şia İran’ından asla dost ve müttefik olmaz. Onları değil müttefik asılı düşman olarak görmek gerekiyor. İran tabiki bu konuda kullanılan bir maşa olarak görülmektedir. Yoksa İran ve mensup oldukları şia anlayışını tartışacak değiliz. Bu konu yeterince tartışıldı ve alimler görüşlerini ortaya koydu. Lakin şu bir gerçek ki İran ve mensup olduğu şia zihniyeti kesinlikle Müslümanların hayrına olan bir zihniyet değil. Bilakis selefilerde olduğu gibi örneğin Muhammed Abdülvahhab, kafir batı tarafından kullanılmaya müsait durumdalar. Günümüzün Vahhabi zihniyetinin baş müsebbibi olan aslında alim lakin siyasi basireti olmayan ve o dönemin İngiliz sömürü zihniyetinin maşası olarak inşa edilmesine sebep olan Suudi Arabistan işte bu zihniyetin ürünüdür. İran nasıl şuan kafirlerin maşası olduysa bunun aynısı Suudi Arabistan için de geçerlidir. Yani uzun lafın kısası batı ve bölgedeki maşaları Müslümanların hayrına hiç bir şey yapmadı ve gelecekte de yapmayacaklardır.

Gelelim ABD’nin Suriye’yi dört bölgeye bölerek ve bölgeleri çatışmasız bölgeler olarak adlandırarak gerçekleştirmek istediği yeni projeye. Bu projenin temeli 4 Mayıs 2017 tarihinde Astana da atıldı ve sözde garantör lakin aslında katil ülkeler olan İran, Rusya ile beraber Türkiye tarafından onaylandı. Daha sonra 5 Mayıs 2017 tarihinde saat 00:00 da antlaşmanın 6 ay süreyle yürürlüğe girdiği ilan edildi. Bölgeler olarak ise İdlib ve civarı (Lazkiye, kuzey Hama ve Halep kırsalı), Şam ve civarı (Doğu Guta) ve ülkenin güneyinde bulunan Dera ve Kuneytra’yı içeriyordu. Bu bölgelerde özellikle İdlib ve civarı ve Doğu Guta olmak üzere ramazan ayı boyunca fazla bir çatışma sesi duyulmadı. Daha çok Dera’dan bir kaç çatışma sesleri duyuldu. Şu durumda 4-5 Temmuz 2017 tarihinde Astana da çatışmasız bölgeler olarak adlandırılan bölgeler ile alakalı 22 Haziran 2017 tarihinde Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov şunları söyledi: “Garantör ülkelerin çatışmasızlık bölgesinde gerçekten ateşkesi garanti etmesi için bütün bu nüanslar önemli.” Nüanslar derken bölgenin hassasiyeti ve bölgedeki Müslümanların sözde garantör ülkelere bakışları ile alakalı. Yani İdlib de boşuna Türk askeri konuşlandırılmak istenilmiyor. Yine Dera bölgesinde Ürdün’ün olması istenilmiyor. Lakin kesinlikle sorun teşkil edecek olan Rusya, İran ve ABD askerleri olacak. O ülkeler olduğu müddetçe çatışmasızlık zor görünüyor. Fakat bu ülkeler olmadan da ajanları Esad korunamayacak ve muhtemelen Halep katliamına benzer bir girişimde bulunarak İdlib, Guta ve Dera abluka altına alınarak ve yoğun bombardımanla insanlar ya öldürülecek veya bulundukları yerleri terk ederek ya ülke dışına gidecekler yada her şeye boyun eğecekler.

Maalesef bu gerçeklerle karşı karşıyayız. Fakat şuda bir gerçek. Rabbimizin nusreti kesinlikle onun bize çizmiş olduğu metod (tarika) ile mümkün olacak. O yolu takip etmediğimiz sürece savaşlar ve bununla beraber gözyaşları dinmeyecek. Zalimin zülmü hakkın egemen olması ile dindirilemeyecek. Hülasa fikri ve siyasi bir mücadele olan Hizbin takip etmiş olduğu yolu takip etmediğimiz sürece, Resulullah’ın bize göstermiş olduğu Mekke yolunu takip etmemiş olacağız ve Rabbimizin nusreti gelmeyecek. Ne zaman ki Müslümanlar bu hakikati görecek ve muhlis Hizbe tabi olacaklar, işte o zaman Rabbimizin nusreti gelecek ve hiç ummadığımız yerde ve anda ikinci Raşidi Hilafet Devleti kurulacak. İşte o zaman kafirlerin vay haline. İşte o zaman dünyanın adalet ile nefes aldığı an gelmiş olacak. İşte o zaman Müslümanlar hak ettikleri adaleti sonuna kadar hissetmiş olacaklar. Rabbim bizleri o muhlis Hizbin bünyesinden ayırmasın ve o kutlu güne giderken ayaklarımızı kaydırmasın (Amin).

Kardeşiniz Mehmet Aydın

25.06.2017

Ayrıca...

yazar

Müslümanın Dünya Sevgisi

Dünya hayatı insanın varoluş sebebidir. Hayat olmaksızın insan var olamaz. Bu aslında konuya yüzeysel bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir