Home / News / HİZB-UT TAHRİR / SORU - CEVAP / Amerika’nın Rusya İle Yaptığı Füze Anlaşmasından Çekilmesi

Amerika’nın Rusya İle Yaptığı Füze Anlaşmasından Çekilmesi

Soru:

Bu ayın başında ABD Dışişleri Bakanı, ABD ile Rusya arasında 1987’de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması’ndan resmen çekildiklerini açıkladı. Amerika’nın antlaşmadan çekilmesinin boyutları nelerdir? Rusya, antlaşmayı gerçekten ihlal etti mi? Yoksa bu sadece Amerikan’ın antlaşmadan ayrılması için bir bahane mi? Rusya, eğer antlaşmayı ihlal etmemişse, Amerika’nın antlaşmadan ayrılmasının hedefleri nelerdir ve neden çekildi? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

Birincisi: Evet “ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Cuma günü, ABD’nin Rusya ile 1987’de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması (INF) kapsamındaki yükümlülüklerini askıya aldığını açıkladı. Pompeo, açıklamasında, “Rusya ve diğer anlaşma taraflarına, ABD’nin altı ay içinde yürürlükte olan INF anlaşmasından çekildiğine dair resmi bir bildirimde bulunacağız.” dedi. Ve “Ülkesinin anlaşmadan doğan yükümlülükleri yerine getirmeyi Cumartesi günü itibariyle askıya alacağını” söyledi. Pompeo, “Rusya’nın anlaşmayı ihlal etmeyi sürdürmesi durumunda anlaşmanın sona ereceğini” belirtti. [01.02.2019 Arabi 21] Amerika’nın böyle bir açıklama yapması zaten bekleniyordu. Aylardır ABD, Rusya’nın INF anlaşmasına bağlılığı ile ilgili kuşkuları olduğu yönünde açıklamalar yapıyordu. “Trump, ABD’nin “kendisi yapamazken, Rusya’nın gidip silahlarla oynamasına” izin vermeyeceklerini söyledi …” [21.10.2018 BBC] Rusya, Trump yönetiminin bu adımı karşısında dehşete düştü. “Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, “ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin “çok tehlikeli bir adım” olacağını söyledi. Ryabkov, Rus TASS haber ajansına yaptığı değerlendirmede, “Stratejik istikrarın korunması için, uluslararası güvenlik ve nükleer silahlar alanında güvenlik için önemli bir konuda Rusya’nın taviz vermesi için şantaj yöntemleri ile devam eden girişimleri kınıyoruz.” diye konuştu. [21.10.2018 BBC] ABD anlaşmadan çekildiğini resmen açıkladıktan sonra Rusya da benzer bir adım atarak yanıt verdi. “Lavrov, Aşkabat’ta düzenlenen basın toplantısında, “Devlet Başkanı Putin tavrımızı ortaya koydu: Aynı şekilde karşılık vereceğiz. ABD anlaşmayı durdurdu. Biz de aynısını yaptık. Dolayısıyla 6 aylık süre dolduğunda, ABD’nin anlaşmadan çekilmeye yönelik resmi notası sonuçları çerçevesinde, INF görevini yitirecek” ifadelerini kullandı. [06.02.2019 Russia Today] Daha altı aylık süre dolmadan önce anlaşmadan resmen çekilme sürecini başlatan ABD, anlaşma uyarınca yasak olan füze araştırma ve programlarına başlayacağını duyurdu…

İkincisi: ABD’nin anlaşmadan çekilmek için ileri sürdüğü bahaneye gelince, ABD, Rusya’nın “9M729” tipi seyir füzelerini üreterek anlaşmayı ihlal ettiğini açıkladı. Bu iddia asılsız ve olanaksızdır. Çünkü Rusya, füzesinin menzilinin 480 kilometre olduğunu duyurdu. Yani yürürlükteki anlaşma kapsamında yasaklanan 500 kilometrelik menzilden düşüktür. Anlaşma, menzili 500 ile 5 bin 500 kilometre arasında olan karadan havaya orta menzilli füzelerin yasaklanmasını öngörüyor. Rusya’nın kısa ve orta menzilli füzeleri, doğrudan ABD toprakları için bir tehdit değildir. Etrafı pek çok düşmanla çevrili olan Sovyetler Birliği, özellikle Batı Avrupa’yı vurabilecek bu füzelerden çok sayıda üretmişti. 1980’lerin başında ABD, Batı Avrupa’ya Pershing ve Cruise füzeleri yerleştirdiğinde, Sovyetler Birliği de SS-20 orta menzilli füzeler yerleştirerek karşılık vermişti. 1980’lerde Amerika ile Sovyetler Birliği arasında olası nükleer savaşın arenası Avrupa idi. Bu yüzden paniğe kapılan Avrupa, orta menzilli füze anlaşması imzalanması için bastırmıştı.

Üçüncüsü: O zamanki Amerikan hamlesi incelendiğinde, Amerikan politikasının ciddiyeti anlaşılabilir. Bir yandan Amerika, Batı Avrupa ile ABD arasındaki güvenlik bağını sıkılaştırmış ve Avrupa kıtasının kaderini Washington’a bağımlı hale getirmişti. Öte yandan Amerika, Gorbaçov’un 1980’lerin başlarından bu yana silahsızlanma konusundaki kararlı adımlarını görmüştü. İki ülke arasındaki silahsızlanma müzakereleri olgunlaşıp bir anlaşmaya varıldığında, Amerika anlaşmayı kısa ve orta menzilli füzelerle sınırlandırmıştı. Böylece en büyük zararı Sovyetler Birliği görmüştü. Sovyetler Birliği, büyük paralar harcayarak ürettiği 1800 nükleer füzesini imha ederken, Amerika sadece 800 füzesini imha etmişti. Yani Moskova’nın imha ettiklerinin yarısından bile azdı. “1991 yılının Mayıs ayına gelindiğinde taraflar, yürürlükteki anlaşma nedeniyle 2.600’den fazla füzenin imha edildiğini açıkladılar. Rusya, yaklaşık 1.800 füze imha etmişti… [02.02.2019 El Cezire.net] Başka bir deyişle, Füzelerin İmha Edilmesine İlişkin Anlaşma 1991 yılında sona ermişti. Ancak anlaşmaya bağlılık yani benzeri nükleer füze üretimi yasağı devam etmişti…

Dördüncüsü: Trump ve öncesinde de kısmen Obama yönetiminin uyguladığı Amerikan stratejisi irdelendiğinde, küresel gelişmelerin Washington’u bütün politikalarını yeniden gözden geçirmeye ittiği anlaşılabilir… Amerikan stratejisinin çözümlemeyi hedeflediği köklü konular şunlar:

1- Amerikan ekonomisi: Amerika, küresel üstünlüğünün dinamiklerinden biri olarak görülen ekonomisinin global yönden bitap düştüğünü gördü… Buna karşın Amerika tarafından sağlanan güvenlik şemsiyesinden dolayı yeterince güvenlik harcamasında bulunmayan Avrupa’nın ekonomik yönden güçlendiği görüldü… Diğer yandan önem açısından Avrupa’dan geri kalmayan Çin, çok hızlı bir yükseliş sergiledi. Yirmi yıl içinde birinci sınıf bir ekonomi inşa etti. Dünya Bankası gibi Amerika’nın kurduğu uluslararası kurumların itibarını zedeleyecek finans kurumları kurdu, Asya Kalkınma Bankası gibi… Bu gerçekler ve küresel ekonomik dalgalanmalar, Amerika’yı küresel hegemonyasının temel taşı olarak kabul edilen ekonomik geleceğinden kuşku duymaya itti. Bu yüzden askeri üstünlüğüne odaklandı. Yani rekabet halindeki ülkelerin kalbine korku salmak için nükleer füze sopasını gösterdi. Trump döneminde artık Amerika, amaçları gizleme gereği duymuyor. ABD Başkanı, “Milletin aklı başına gelene dek, ABD, nükleer silah geliştirip cephaneliğini güçlendirmeye devam edecek.” dedi.

2- Amerikan Avrupa sürtüşmesi: Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Avrupa kıtasını Rusya, Çin ve hatta ABD’ye karşı savunmak için gerçek bir Avrupa ordusu kurulması çağrısında bulundu. Trump, Avrupa’nın güvenliğini koruyan, korumak için harcamalar yapan Amerika’yı Avrupa’nın nasıl güvenlik tehdidi olarak görebildiği konusunda şaşkınlığını dile getirdi… Ayrıca Avrupa, iklim anlaşması, ABD’nin Irak savaşı, Arap, İslami ve Afrika ülkelerinde yorucu nüfuz mücadeleleri gibi birçok konuda Amerika ile ayrı düşüyor, hatta büyük oranda Çin’le işbirliği yapıyor… Bütün bunlar nedeniyle Amerika, Rusya’nın yeniden Avrupa için bir tehdit teşkil etmesini istiyor. Rusya ile yaptığı antlaşmadan çekildiği takdirde Rusya, füze üretimine start vermek zorunda kalacak ve Rusya’nın nükleer tehdit ağırlığı, komşusu Avrupa üzerine yeniden çullanacaktır. Oysa antlaşma, Avrupa topraklarında nükleer rekabet konusunda bir moratoryum mesabesindeydi. Örneğin Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “Reuters’e yaptığı açıklamada, “Anlaşma 30 yıldır Avrupa’nın güvenlik yapısının önemli bir ayağı oldu” ifadesini kullanmıştı. [21.10.2019 sputniknews] Alman haber ajansı DPA’ya konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ABD’nin yeni orta menzilli füzelerinin Almanya veya Avrupa’nın herhangi bir yerine yerleştirilmemesi gerektiğini belirterek, ‘‘Yeni orta menzilli füzelerin Avrupa’da konuşlandırılması için girişimler, Almanya’nın direnciyle karşılaşacak.’’ dedi. [28.12.2018 al-vefagh.com]

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, Fransızca yayım yapan French radio Europe 1’e verdiği röportajda, “ABD’nin Rusya ile 1987’de yaptığı orta ve kısa menzilli balistik ve kruz füzelerin kaldırılması anlaşmasından çekilmesinin Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye sokacağını belirterek, “ABD Başkanı Trump’ın birkaç hafta önce silahsızlanma anlaşmasından çekileceğini gördüğüm zaman burada kurban kim olacak? Avrupa ve onun güvenliği. Ben abartmıyorum” dedi. [06.11.2018 www.youm7.com]

3- Rus politikası ve Amerika’nın baskısı: Trump yönetimi, göreve geldikten sonra neredeyse her ay Rusya üzerindeki baskısını arttı. Yaptırımlar uygulamak, NATO’nun askeri yapısını Rus sınırlarına dayamak, yeni ülkeleri (Makedonya) NATO üyesi yapmak, Rusya’yı Suriye’de açmaza düşürmek, açmazından çıkışını alttan almak, doğu sınırında (Güney Kore) Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması (THAAD) sisteminin kurulumunu tamamlamak,  Japonya’nın Kuril Adaları’ndaki hak iddialarını yeniden diriltmek ve Rusya-Japonya ilişkilerini krize sokmak gibi. Bu Amerikan baskıları kesinlikle bitmeyecektir… Rusya karşısında Amerika’yı cesaretlendiren husus, Rusya’nın Suriye’de isteğine yanıt vermesidir. Onun için Amerika, Rusya’nın ABD’ye verdiği küresel hizmetlerini Çin Okyanusu’na taşımak istiyor. Rusya, bu politikanın farkında. Rus Dışişleri Bakanı bunu açıkça dile getirdi. “Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “Rusya’nın ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek bir araç gibi kullanılmak istendiğini belirterek, “Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerdeki sorunun, ABD’nin Rusya’yı nesne olarak görmesi olduğunu” ifade etti. Lavrov, “Avrupa’da disiplin sağlamak ve Avrupa Atlantik bağını güçlendirmek için bizi şeytanlaştırıyorlar. Ya da sözgelimi Rusya’yı Çin’e karşı kendi çıkarları için nasıl kullanabileceklerini ciddi ciddi konuşuyorlar” dedi. Ve “Rusya’nın ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek bir araç gibi kullanılmak istendiğini belirtti.” [24.12.2018 Russia Today] Amerika, çıkarlarına hizmet etmek üzere Rusya’yı Suriye’de açmaza soktuktan sonra Çin’e karşı sürüklenmek için Rusya büyük baskılara maruz kalıyor. Bu, Rus trendine karşı yeni Amerikan politikasının kalın çizgisidir… ABD’nin, Rusya ile yaptığı orta ve kısa menzilli füzeler antlaşmasından çekilmesi, bir yandan Rusya üzerindeki tazyiki artırırken, diğer yandan Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerde gerginlik yaratmayı amaçlıyor. Rusya üzerindeki baskıların artmasına gelince, onu yeni bir silahlanma yarışına itecektir. Ekonomisi bunu kaldırabilecek güçte değildir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, “ABD ile silahlanma yarışına girmek istemiyoruz. Amerika bizi silahlanma yarışına çekmeye çalışıyor” dedi. [07.02.2019 RT Arabic] Çin’le ilişkilerde gerilim yaratmaya gelince, Amerika’nın Rusya’yı orta ve kısa menzilli stratejik silahlanma yarışına girmeye mecbur bırakması, Çin’de büyük endişe yaratacaktır. Zira Çin topraklarının tamamı, 1991 yılında Rusya’nın sonlandırdığı bu füzelerin menzili dâhilindedir. Dolayısıyla bu durum, Çin ile Rusya arasında gerginlik yaratacaktır.

4- Çin’in büyük yükselişi ve Amerika’nın bu yükselişle mücadele gereksinimi:İkinci Obama döneminden beri uygulanmakta olan yeni ABD stratejisine göre Çin, ABD’nin öncelikleri arasındadır. Bu önceliği tırmandıran Trump, Çin’in yükselişini durdurmak için Çin’le ticaret savaşı başlattı. Özellikle Çin’in devasa ekonomik gücü, nükleer silah yeterliliğine sahip güçlü bir ordu kurmasına olanak tanıyor. Bu nükleer silah geliştirilebilir ve Amerikan gücü ve hegemonyasına giderek daha fazla risk teşkil edebilir. Çin’in askeri bütçesi 228 milyar dolardır. Bu, dört ülkenin (Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya) toplam askeri bütçesinden daha fazladır. Amerika, Çin’in bazı askeri programlarını gizli tuttuğunu ihtimal dışı görmüyor. Zira Çin ekonomisi, fazla askeri harcama yapmasına imkân veriyor. Bu bir açıdan böyledir… Diğer açıdan iki ekonominin güç yakınsaması nedeniyle Çin ile ekonomik savaş altında ezilen Amerika, Çin’in ekonomik büyümesini engellemek için çabalarını, Çin’e oranla mutlak üstünlüğü sahip olduğu askeri platforma taşımak istiyor. Bu yüzden Amerika, kısıtlamalardan (Rusya ile füze anlaşması) kurtulmaya çalışıyor. Bu kısıtlamalar, Güney Kore, Japonya ve Çin’e komşu diğer ülkelere konuşlandırabileceği orta ve kısa menzilli nükleer silahlar ile Çin’i çevrelemesini engelliyor. Başka bir deyişle silahlanma yarışı ile Çin’in ekonomik gücünü bölmek istiyor. Çünkü Çin, ABD’nin Çin Okyanusu’ndaki olası adımlarına misilleme yapmak için daha fazla orta ve kısa menzilli füzeler üretmeye koyulacaktır. Hem de Amerika’nın yalnızca kendi ekonomik kapasitesini değil, aynı zamanda Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin enerjilerini de Uzak Doğu’daki silahlanma yarışında kullandığı bir anda.

Beşincisi: Özetle Rusya ile yapılan füze anlaşmasından çekilmesi ile ABD’nin uzun vadede şu hedefleri gerçekleştirmeyi amaçladığı açıkça görülür:

1- Ekonomisinin gerilemesi, özellikle Çin ekonomisinin büyümesi ve ABD ekonomisiyle rekabet etmesi ile hegemonyasının önemli bir enstrümanı olarak ekonomik etkinliğinin zayıflaması, ayrıca Avrupa ile rekabeti nedeniyle Amerika, mutlak rekabetsiz olduğu stratejik askeri kapasitesini bariz bir şekilde artırmaya, Avrupa’daki ve keza Rusya ve Çin’e karşı küresel hegemonyasını perçinlemeye karar verdi.

2- Avrupa’nın giderek özgürleşmesi, birçok uluslararası konuda politik olarak ABD’ye diklenmesi nedeniyle Amerika, Rus tehdidini yeniden diriltme kararı aldı. Ki Sovyet döneminde olduğu gibi yeniden Rus tehdidi, Avrupa’nın kalbine çullansın. Rusya ile yeniden silahlanma yarışı başlattı ki Avrupa ülkeleri Rusya’dan korumak için ABD’nin nükleer şemsiyesine sığınmaya mecbur kalsın, dolayısıyla askeri harcamalarını artırsın, ABD’nin liderliği altında kalma güvencesi vermek gibi Washington’un yeni şartlarını kabul etsin.

3- Rusya üzerindeki baskıyı arttırmak, Rusya’nın güç yetiremeyeceği yeni bir silahlanma yarışı ile stratejik pozisyonunu tehdit etmek, Rusya’yı Çin’in hoşuna gitmeyeceği bir tutuma itmek ve böylece iki ülke arasında uzaklaşmaya neden olmak. Washington’un antlaşmadan ayrılmasının getirdiği yeni stratejik duruma bağlı olarak Rusya’nın önünde her biri diğerinden daha acı iki seçenek var. Ya stratejik yeteneklerinin sınırlılığını gösteren ölü bir silahlanma yarışına girecek ve böylece stratejik kapasite açısından Fransa ve İngiltere’nin pozisyonuna yakın bir konuma düşecektir. Ya da prestijini koruyabilmek için Amerikan baskılarına boyun eğecek ve böylece tamamen ABD kararına bağlı küresel ihtişamını sürdürecek, bunun karşılığında Çin Okyanusu’nda ABD hedeflerine hizmet etmek için Amerika ile birlikte hareket etmek zorunda kalacaktır.

4- Amerika’nın Rusya ile yaptığı antlaşmadan çekilme hedefleri arasında belki birinci sırada Çin gelir. Amerika, Çin’in askeri potansiyelini kontrol etmek istiyor ve Çin’in askeri yetenekleri sürpriziyle karşılaşmak istemiyor. Tıpkı hızlı büyüyen Çin ekonomisi sürpriziyle karşılaşmış olduğu gibi… Amerika, sanki bu kabiliyetleri kendi gözetimi ve denetiminde gelişmesini sağlayan ya da Çin’i Uzak Doğu’da stratejik bir silahlanma yarışına sokan anlaşmalarla kontrol etmek istiyor. Amerikan üstünlüğündeki bu yarış, Çin ekonomisinin dayanıklılığını kırmanın güçlü bir enstrümanı olacak ve dolayısıyla onu çöküş trendine doğru itecektir.

Altıncısı: Sonuç olarak Müslümanların bu uluslararası çatışma arenasından uzak kalmaları yürekleri sızlatıyor. Onlar, bu çatışmanın ne neferi ne de kervanıdır! Dahası İslam ülkelerindeki şerli yöneticiler, İslam yıldızının doğuşunu önlemek için özelde Amerika genelde Batıya çok daha duyarlı hale gelmişlerdir… Ancak İslam ümmetinde görülen ve gittikçe artan İslami canlılık, laik yöneticilerin programlarını reddediş ve laik yöneticiler karşıtı gösteriler, ceberut çağının artık fazla uzun ömrü kalmadığını gösterir. Dolayısıyla Allah’ın izniyle bu çağı samimi çalışanlar eliyle Raşidi Hilafet izleyecektir. Böylece Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi gerçekleşecektir.

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.” Ardından dünya yeniden Hilafet ışığıyla aydınlanacak, sömürgeci kâfirler kötülükleriyle yurtlarına geri dönecekler, İslam ümmeti tekrar dünyanın lideri olacak, şer ve şer ehlinden uzak dünyaya liderlik edecektir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

H.07 Cumade’s Sânî 1440
M.12 Şubat 2019

Kaynak: http://www.hizbut-tahrir.info/tr

Ayrıca...

Soru-Cevap: Doğu Akdeniz Gaz Krizi

Soru: Mısr’ul Arabi sitesinin 28 Ağustos 2019’da aktardığına göre “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Doğu …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir