Home / News / HİZB-UT TAHRİR / Soru-Cevap: Netanyahu’nun Olağanüstü ve Tuhaf Londra Ziyaretinin Perde Arkası

Soru-Cevap: Netanyahu’nun Olağanüstü ve Tuhaf Londra Ziyaretinin Perde Arkası

Soru:

Netanyahu, Yahudi varlığındaki seçimlere iki haftadan az bir süre kala kritik seçim döneminde 12 Eylül 2019’da Moskova’yı ziyaret etti. Öncesinde 05 Eylül 2019’da İngiltere’ye kısa süreli bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret sırasında “Brexit” yükü altında ezilen İngiltere Başbakanı ile bir araya geldi. Ziyaret, Johnson’un AB’den anlaşmasız çıkmak konusunda İngiliz parlamentosunda üst üste yenilgi yaşadığı bir zamanda gerçekleşti… Bu ziyaretlerden Netanyahu’nun acelesi olduğu anlaşılıyor! Olağanüstü ve beklenmedik gibi görünen bu ziyaretlerin perde arkası ne? Seçim endeksli mi yoksa başka farklı amaçlar mı gözetildi?

Cevap:

Ziyaretlerin gerçekleştiği konjonktür, amacın seçimler olmadığını gösteriyor. Uluslararası geziler, her ne kadar Netanyahu için seçimler anlamına gelse de, ziyaretin gerçekleştiği uluslararası ve bölgesel koşullara göre amaç bu değildir. Portrenin netleşmesi adına aşağıdaki hususlara kısaca bir göz atacağız:

Birincisi: Başta Londra ziyareti olmak üzere bu ziyaretlerin olağanüstü ve tuhaf olarak tanımlanması, dakik ve narin bir tanımlamadır. Yahudi varlığı Başbakanı, 31 Ekim 2019’da anlaşmalı ya da anlaşmasız AB’den çıkma sözünü yerine getirmek için parlamentoda terslikler yaşayan İngiltere Başbakanı Johnson ile görüştü. Johnson şuan “Brexit” dışında uluslararası konulara fokuslanamaz. Muhafazakâr partili bazı milletvekilleri Johnson’a isyan bayrağını çekmiş durumda. Parlamento, Brüksel ile anlaşmaya varılması gerektiği yönünde oylama yaptı ve Johnson’dan AB’den çıkış tarihini üç ay ertelemesini istedi. İngiliz Lordlar Kamarası da parlamentonun ivedilikle aldığı bu kararları onayladı ve Johnson’un istifa etmesini isteyenler var… İngiltere’nin yaşadığı bu çetrefilli koşullarda Yahudi varlığı Başbakanının İngiltere’ye bir ziyaret gerçekleştirmesi, gerçekten çok ilginç ve olağanüstüdür. Burada, önemli ve acil bir konu olmamış olsaydı, böylesi bir ziyaret gerçekleşmezdi… Yahudi varlığı Başbakanının Londra’da ABD’li yetkililerle görüşmesi bu olağanüstü ziyaretin gizemini daha da artırıyor. 14 Ağustos 2019’da El Watan gazetesinin aktardığına göre, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “Brexit” sonrası ABD-İngiltere ilişkilerinin geleceğini ele almak, “Huawei” şirketinin İngiltere’de hizmete sunmayı planladığı 5G telekomünikasyon ağı nedeniyle “Çin tehdidini” görüşmek için ABD Başkan Yardımcısı Pence’nin İngiltere’ye bir ziyaret gerçekleştireceği kaydedildi. ABD Başkan Yardımcısı’na ABD Savunma Bakanı’nın eşlik etmesi, İngiltere’de Yahudi varlığı yetkilileriyle görüşme yapması planlanmamıştı… 06 Eylül 2019’da BBC’nin bildirdiğine göre Netanyahu, ABD ve İngiliz Savunma Bakanları ile bir araya geldi… Haberlerde Netanyahu’nun ABD Savunma Bakanı ile görüştüğü bildirildi. Ancak hiçbir medya organında, Başkan Yardımcısı ile görüştü haberi geçmedi. Oysa aynı anda Londra’da olmaları gizlice görüştüklerini gösterir! Öyle görünüyor ki Başkan Yardımcısı, tarafları Amerikan politikası dışında bir planlamada bulunmaktan sakındırmak için gizli görüşmeler yaptı!

İkincisi: Ayrıca bu sürpriz ziyaretler, birbiriyle ilgili girift olaylar ışığında gerçekleşti:

1- Amerika, başka ülkelere ait tanker gemilerine koruma sağlamaktan vazgeçti. ABD Başkanı Trump, “ABD’nin neden hiçbir kazancı olmadan Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye rotalarını uzun yıllardır koruduğunu sorguladığını söyledi. Çin ve Japonya’nın da aralarında olduğu diğer ülkelerin Ortadoğu’da kendi petrol tankerlerini kendilerinin koruması gerektiğini kaydetti.” [29.07.2019 TRT Arapça] ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da İngiltere’nin “kendi gemilerinin güvenliğini korumakla sorumlu olduğunu”belirtti…” [22.07.2019 Anadolu Ajansı] Bu açıklamalar, diğer gemilere el koyan İran’a yönelik ABD baskısının hafiflediği anlamına gelir.

2- 2016 yılında düzenlenen “Brexit” referandumundan bu yana İngiliz politikasındaki fluluğa ve uygulanışı konusundaki kuşkulara rağmen İngiliz politikacılar, zaman zaman AB kısıtlamalarından azade oluşu lanse eden ve bireysel İngiliz iradesini gösteren politikalar deneyimliyorlar. Bu bağlamda İngiltere, Amerika-İran ilişkilerindeki gerginliği, nükleer anlaşmadan çekilmesini, Körfez’de petrol tankerlerinde gerçekleşen patlama dalgasını istismar etti. AB yönelimlerine aykırı bir şekilde İngiltere, 04 Temmuz 2019’da Cebeli Tarık Boğazı’nda İran petrol tankerini alıkoydu. Başka bir deyişle İngiltere, Avrupa ülkelerinin İran’la havayı yumuşatmaya ve nükleer anlaşmadan çekilen ABD politikalarına uymadıklarını göstermeye çalıştıkları, İran ile karşılıklı ticaret ve finansal alışverişte Avrupa mekanizması kurmak için uğraş verdikleri bir zamanda bu trende aykırı davranıp İran ile ortamı gerginleştirdi. Büyük olasılıkla İngiltere, ABD’yi İran ile bir savaşın uçurumuna itmek istiyordu. Özellikle de İngiltere ile İran arasında yaşanan krizin iyice derinleşmesinden sonra. İngiltere, Avrupa Birliği’nin yaptırım uyguladığı Suriye’ye gitmeyeceğine dair İran’dan resmi yazılı güvence aldıktan sonra alıkonulan “ Grace 1” adlı İran petrol tankerini 15 Ağustos 2019’da serbest bıraktı. Russia Today’in, 06 Eylül 2019’da Londra merkezli Middel East Eye sitesinden aktardığına göre, “Adrian Darya 1” adlı İran petrol tankeri, Yunanistan ve Türkiye’den sonra Suriye’ye ulaştı. İngiltere, aldığı güvenceye rağmen İran petrol tankerinin Suriye’ye yönelimiyle yüzüne sert bir tokat yemiş oldu. Şu ana kadar İran, İngiltere’ye ait “Stena Impero” adlı petrol tankerini alıkoyuyor, serbest bırakmıyor. Bu da İngiltere’nin yemiş olduğu ikinci tokattır. Ayrıca İngiliz donanmasına ait “HMS Montrose” adlı gemi, İran Devrim Muhafızları tarafından birçok sataşmalara maruz kaldı. Gemi komutanı William King, “Geminin, Körfez sularında neredeyse her gün İran Devrim Muhafızları ile karşı karşıya geldiğini söyledi…” [03.09.2019 www.independentarabia.com]

3- Yahudi varlığının özellikle Suriye ve Irak’taki İran hedeflerine yönelik hava saldırıları:

A- Suriye devrimi sırasında Yahudi varlığı, direniş ekseninin misillemesine aldırış etmeden Suriye’deki İran hedeflerine yönelik mütemadiyen hava saldırısı düzenledi. Hava saldırılarını artıran Yahudi varlığı, Lübnan-İran partisinin Suriye’deki liderlerini hedef aldı. İran ise, bu saldırıların hedefi olduğunu hep yalanladı. Yahudi varlığının öldürdüğü Suriyeliler ya da Lübnan partisi üyeleri umurunda değil, umurunda olan, doğrudan İranlıların ölmüş olmamasıdır. Son olarak Yahudi varlığı, Suriye’de İran’a ait büyük bir hedefi vurduğunu duyurdu. “İsrail ordu sözcüsü, İsrail savaş uçaklarının, 24 Ağustos 2019 Cumartesi günü Şam yakınlarındaki İran Kudüs Gücü’ne hava saldırısı düzenlediğini söyledi. Sözcü, Kudüs Gücü’nün İsrail askeri hedeflerine insansız hava aracıyla saldırı düzenlemeye hazırlandığını ileri sürdü. Ordudan yapılan açıklamada, “Saldırıda son günlerde Suriye’den İsrail hedeflerine yönelik saldırı düzenlemeyi planlayan Feylak El Kudüs ve Şii milislerin hedef alındığı” belirtildi. Gazetecilere açıklamalarda bulunan askeri sözcü, söz konusu güçlerin “ölümcül insansız hava araçlarıyla” İsrail’e yönelik saldırı hazırlığı içerisinde oldukları söyledi.” [24.08.2019 Deutsche Welle] Bu, Yahudi varlığının İran’la doğrudan ve açıkça sataşmaya girdiğini ve ona meydan okuduğunu gösterir. Eğer İran yanıt vermiş olsaydı, bu, aralarında olası savaşa kapı aralayacaktı. Yahudi varlığı saldırılarında İranlıların ölmüş olmasına rağmen İran yanıt vermedi. “Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Pazar günü, İsrail hava saldırılarının Lübnan’da Şii Hizbullah örgütünün iki savaşçısı ile bir İranlı savaşçıyı öldürdüğünü söyledi.” [25.08.2019 El Arabiya] Fakat Amerika, İran’ın Yahudi varlığı ile kendisini de ateşine sürükleyebilecek bir savaşa kalkışmasını istemediği için, İran hava saldırılarında İranlıların öldüğü iddialarını yalanladı…

B- Irak’a gelince, Ağustos 2019 başından bu yana Yahudi varlığı, Haşdi Şabi askeri kamplarında bulunan İranlı uzmanları ve İranlılara ait silah depolarını hedef alıyor. 12 Ağustos 2019’da Bağdat’ın güneyindeki Haşdi Şabi’ye ait “Sakar” üssüne yönelik düzenlenen saldırı gibi Yahudi varlığı, İran’a yönelik saldırılarını tırmandırıyor. Sakar saldırısı, bir kaç hafta içinde gerçekleşen üçüncü saldırıdır. Yahudi varlığı, Haşdi Şabi’ye ait Selahaddin’deki “Şuheda” askeri kampını da bombaladı. Yahudi varlığı, doğrudan İranlı uzmanları ve İran silah depolarını hedef alıyor. “Fransız Haber Ajansı, Selahaddin’deki bir polis memurundan saldırı yerinde yapılan inceleme sonrasında Haşdi Aşair’den bir kişinin öldüğünü, kampta bulunan İranlı iki askeri mühendisin de yaralandığını aktardı.” [12.08.2019 Arabi 48] Sonra 25 Ağustos 2019’da Irak’ın Kaim kenti yakınlarında başka bir askeri kampa ve seyir halindeki konvoya saldırı gerçekleştirdi. Ortamı yumuşatmak için Irak, çok az sayıda kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. İran ise hayatını kaybedenler hakkında bir açıklama yapmadı. Ama belli ki Yahudi varlığı, Suriye’ye ek olarak İran’ın Irak’taki askeri varlığına da doğrudan meydan okumaya başlamıştır.

Üçüncüsü: Yukarıdaki hususları enine boyuna düşündüğümüzde şu sonuca varabiliriz:

1- Körfez’de gemilerinin sataşmaya uğraması ve petrol tankerinin hâlâ alıkonması nedeniyle İngiltere, İran tarafından aşağılanmıştı. Bütün bunlar onu İran’a karşı Amerika’nın da bulaşacağı ve doğal olarak İran’dan intikamını almak için kendisinin de karışacağı bir savaşı ateşlemeye itiyordu. Bu yüzden İran’a yönelik sert söylemini sürdürdü ve ABD Savunma Bakanı’nın yaptığı açıklamadaki ABD’nin iyimser dilini reddetti. “ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Londra’da Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada, “Öyle görünüyor ki İran bazı açılardan görüşme yapabileceğimiz bir noktaya doğru ilerliyor, umarım durum o şekilde gelişir”dedi. Mark Esper’a daha sonra düzenlediği basın toplantısında bu yorumlarını nereye dayandırdığı sorusu yöneltildi. ABD Savunma Bakanı “G7 zirvesinin ardından İranlılar tarafından yapılan açıklamaların ışığında” bu açıklamayı yaptığını belirtti. [06.09.2019 Reuters] İngiltere, örtülü olsa da kullanılan bu iyimser dili reddetti. “Cuma günü Amerikalı mevkidaşı Esper’le görüştükten sonra ortak basın toplantısında bir açıklama yapan İngiltere Savunma Bakanı, eğer İran ile anlaşma imkânı olursa, bu konuda Amerika’ya yardımcı olmaya hazır olduklarını kaydetti. Ancak Tahran’ın sözlerinden çok eylemleriyle değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.” [06.09.2019 Reuters] Böylece, İngiltere, İran’la ilgili sıcak krizin merkezi ve kalbi haline gelmişti. Buna göre, İngiltere’nin İran’a karşı savaşı ateşleyebilecek motivasyonları var. Yahudi devleti ile bu hedefte örtüşüyor… O kadar ki İran, 22 Temmuz 2019’da Körfez’de İngiliz petrol tankerini alıkoyduktan sonra Yahudi varlığı, 24 Ağustos’ta Suriye’ye, 25 Ağustos’ta da Irak ve Lübnan’a yönelik hava saldırılarını artırdı. Bu saldırılar, İngiltere ile uyum içinde hareket edildiğini anımsatıyor. Bu nedenle İngiltere’nin, Yahudi varlığını İran ve bölgedeki kolları ile savaşa ittiğini, bu savaşa dalması için onu baştan çıkaracak enerji takviyesinde bulunduğunu söylemek zor değil.

2- Yahudi devleti aslında İran’ın gücünden korkuyor ve İran’a karşı Amerika’nın da karışacağı bir savaşı ateşlemek istiyor. Fakat Amerika’nın İran’a karşı yumuşak davrandığını ve onunla savaşmak istemediğini gözlemledi. Amerika, daha çok askeri tehditlerle kamufle edilmiş siyasi eylemlerde bulunuyor ve iki amaçtan ötürü Körfez’deki ortamı geriyor: Gemilerine korku salarak Avrupa’yı tedirgin etmek ve politikasında Amerika ile birlikte yürümesi için Avrupa’yı özellikle de İngiltere’yi İran yoluyla aşağılamak… Ve İran’ın tehlikesinden koruduğu bahanesiyle Körfez ülkelerine mali şantaj yapmak! Körfez’de gerilimin tırmandırılmasından kasıt, Amerika-İran savaşı değildir. Amerika’nın İran’a yönelik edimleri bunu doğruluyor. Mesela İran, 20 Haziran 2019’da Amerikan insansız hava aracını düşürdü. Amerika ise konuyu sükûnetle çözümledi ve defalarca İran’la savaşmak ve rejimi devirmek istemediğini söyledi… Dahası, kriz tırmandığında İran’la müzakere çağrısı yaptı! Nitekim yukarıda da belirtildiği gibi “ABD Savunma Bakanı Esper, Londra’da Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nde yaptığı konuşmasında “Öyle görünüyor ki İran bazı açılardan görüşme yapabileceğimiz bir noktaya doğru ilerliyor, umarım durum o şekilde gelişir”dedi. [06.09.2019 Reuters] New York’taki BM Genel Kurul toplantıları esnasında yaptırımlar ve ilişkileri ele almak üzere Trump ile Ruhani arasında bir görüşme beklendiğine dair medya organlarında yer alan haberlerin ardından bu daha da netlik kazanıyor. Hatta bazı gazeteler, bunu bir anlaşma olarak nitelediler! “Olası ABD-İran anlaşması nedeniyle Netanyahu Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştirdi… Kaynaklar, Netanyahu’nun, “İslam Cumhuriyeti”nin nükleer programını denetime tabi tutacak, ABD’nin İran yaptırımlarını kaldıracak bir İran-ABD anlaşmasına varılmasından endişeli olduğunu kaydettiler. Kaynaklar, bu anlaşma ışığında Suriye’de İran varlığının geleceğinin, İsrail Başbakanını daha da endişelendirdiğini söylediler…” [09.09.2019 Al Arab] Bu nedenle Netanyahu, çatışma patlak vermesi durumunda özellikle İran’la bazı anlaşmaları bulunan Rusya’nın tavrını öğrenmek için Soçi’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. “Netanyahu, Putin ile yapacağı görüşme için Soçi’ye hareketinden önce yaptığı açıklamada, “Bu gezi özellikle şuanda çok önemli. İran’ın bize saldırma girişimlerine karşı İsrail’in güvenliğini sağlamak için birçok alanda 360 derece çalışıyoruz. İranlılara karşı çalışıyoruz…” ifadelerini kullandı. [12.09.2019 Şarku’l Avsat]

3- Amerika, İran ve bölgedeki kollarına karşı Yahudi varlığını savaşa sürüklemek isteyen İngiliz politikasının tehlikesini fark etti. Çünkü çıkacak bir savaş, sadece İran ve kollarına zarar vermeyecek, Yahudi varlığına da dokunacaktır. Yahudi varlığı savaşta iken Amerika’nın seyirci kalması ise düşünülemez… Dolayısıyla Amerika, 25 Ağustos’taki Lübnan ve Irak, bir gün öncesinde de Suriye’ye yönelik düzenlenen saldırılardan hemen önce bu meseleyi son derece ciddiye aldı ve bu tür girişimleri önlemek için faaliyete başlamış gibi görünüyor. ABD, Yahudi varlığının İngiltere’ye yaptığı ziyarette askeri planlamanın baskın geldiğini öğrendi. “Netanyahu’ya, Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Meir Ben-Şabbat, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Amikam Norkin ve İsrail Ordusu Genel Komutanlığı Operasyon Müdürlüğü Başkanı Aharon Haliwa eşlik etti.” İngiltere ile yapılan askeri planlama, Kıbrıs’taki “Akrotiri” ve “Dikelya” İngiliz askeri üslerinin Yahudi varlığı tarafından kullanılması ya da bu iki üste bulunan savaş uçakları ve gemilerinin gizlice savaşa katılması anlamına geliyor. Daha önce de belirtildiği gibi İran’ın İngiltere’ye atmış olduğu tokatlar ışığında bunun olması kesinlikle uzak ihtimal değil… Amerika, böyle bir planlamanın olduğunu öğrenince, Savunma Bakanı’nı Londra’ya yollayarak bu ziyareti fiyaskoya uğrattı. Savunma Bakanı, Yahudi varlığının güvenlik gereksinimlerini ele almak, İran hakkındaki güvenlik saplantılarını dinlemek, güvenliğini koruma ve herhangi bir tehdit karşısında savunma güvencesi vermek, sonuçta onu savaştan ve İngiltere ile yaptığı koordinasyondan caydırmak için Netanyahu ile bir görüşme gerçekleştirdi.

Dördüncüsü: Buna göre büyük olasılıkla Netanyahu’nun İngiltere ziyaretinin esas amacı, Amerika’nın da karışacağı bir şekilde İran’a karşı askeri çatışmayı tırmandırma adımlarını ele almaktı… İngiltere’nin, Yahudi varlığını savaşa teşvik etme, Kıbrıs’taki İngiliz askeri üslerin kullanım güvencesini verme, özellikle Ürdün ve BAE gibi güdümündeki ülkelerde gerekli kolaylıkları sağlama tandansını sürdürmesi bekleniyor… Buna karşılık Amerika da İran ve kollarını güçlü bir yanıt değil de hafif bir yanıt vermeye teşvik etmeyi sürdürecektir. Direnç ekseni, on yıllardır “uygun yerde, uygun zamanda yanıt” söylemine alışıktır. Ya da etkili bir darbe olmamak kaydıyla zevahiri kurtarmak için bir yanıt verecektir… Buna ek olarak Amerika, Yahudi varlığı ordusu içindeki ABD nüfuzu aracılığıyla savaşı önlemek için içeriden faaliyet yürütecektir. Durum, 2012’ye benziyor. Yahudi kaynaklarına göre, Yahudi varlığı, İran’ı vurmak için casusluk faaliyetlerinde bulunurken, Amerika da Yahudi varlığının İran planlarını öğrenmek ve bunu engellemek için Yahudi varlığına karşı casusluk faaliyeti yürütüyordu. Bugünkü denklem de aynıdır… İngiltere’nin savaş kışkırtıcılığı cephesine karşılık ABD’nin savaşı önleyici cephesi ağır basabilir. Ancak bir yanda İngiltere ve kuklalarının kışkırtması ve desteğiyle Yahudi varlığı, diğer yanda İran ve kolları arasındaki durum, her an patlayabilir vaziyette olacaktır. Ta ki Amerikan temposu ile bu kesimlerden birinin cephesi ağır basana kadar!

Netanyahu’nun Rusya’ya yaptığı ziyaretin amacı, İngiltere’ye yaptığı ziyaretin amacından farklıdır. Çünkü İngiltere ziyaretinin nedeni, Netanyahu ile İngiltere arasındaki çabaları koordine etmekti. Koordinasyondan amaç ise İran’la çatışmak için sıcak olayları tahrik etmek ve çatışmaya katılımıyla Amerika’yı sıkıntıya düşürmekti… Rusya ziyaretinin nedeni ise, Suriye’deki İran varlığı ve füzelerine ilişkin Rusya’nın pozisyonunu öğrenmekti. İran’ın Suriye’den çekilmesi için “yumuşak” baskı yapmasını ya da en azından balistik füzelerin Yahudi varlığına zarar vermesini bertaraf etmek için işgal altındaki Filistin’den yeterli bir mesafeye uzaklaşmasını sağlamaktı… İran’a karşı çatışmayı koordine etmek için değildi. Rusya ile İran arasında bazı anlaşmalar var. Onun için Rusya ile Yahudi devleti arasında İran’a karşı bir çatışmanın koordine edilmesi beklenmez.

Beşincisi: Son olarak, Müslüman ülkelerdeki Ruveybida yöneticiler, sömürgeci kâfirlere izin veriyorlar. Daha doğrusu izinsiz ve müsaadesiz Müslümanların meselelerine burunlarını sokuyorlar. Çıkarlarını gerçekleştirmek ve Müslümanların çıkarlarını öldürmek için planlar çiziyorlar, çözümler koyuyorlar… Ülkenin sahibi olan Müslümanlara gelince, aralarından bir grup ya da bir parti kalkıp hakka davet ettiğinde, İslami hayatı başlatmak ve Hilafeti kurmak gibi meselelerimize ilişkin doğru şeri çözümü ortaya koyduğunda, yasa ihlalcisi olarak görülüp yargılanıyor, işkence edilip hapse atılıyor vb…

(Bu memleketin) Ağaç dalları (öz) bülbül kuşlarına haram da (elin) her cins kuşuna helal mi? Fakat Allah’ın izniyle hak gelecek, batıl yok olup gidecektir.

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ
“Zulmedenler, hangi dönüşle döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [Şuara 227]

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ
“Şüphesiz ki bunda kalbi olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.”[Kâf 37]

H.14 Muharrem 1441
M.13 Eylül 2019

Hizb-ut Tahrir

Ayrıca...

Hizb-ut Tahrir Türkiye: Müttefiki ABD, Dostu ise Trump Olanın Vay Haline

Son dönemde Suriye’nin geleceği ve Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik düzenlemek istediği olası operasyon konusunda çelişkilerle …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir